Bir zamanların umut dolu girişimcileri olan üç yakın arkadaş—zeki ama aşırı özgüvenli Miran, teknik deha Jae, ve pazarlamanın konuşkan kralı Do-hoon—kurdukları startup şirketlerinin art arda batmasıyla milyonlarca wonluk borcun altında ezilirler. Yatırımcılar kapıda, icra memurları telefonda, aileler ise hayal kırıklığı içindedir. Üçlü köşeye sıkışmış durumdadır.
Tam bu sırada Miran’ın aklına “son bir şans” fikri gelir:
Terkedilmiş bir Budist tapınağını sahte bir “aydınlanma merkezi”ne çevirip mucizevi meditasyon seansları satmak.
Başlangıçta plan basittir: sahte ritüeller, yapay zen atmosferi ve internet reklamları… Birkaç zengin müşterinin ödeyeceği yüksek ücretlerle borcu kapatıp kayıplara karışacaklardır. Ancak işler kısa sürede kontrolden çıkar:
“Mucize iyileşme” videoları viral olur,
Tapınak birden bire ülkenin en popüler ruhani kaçış noktası hâline gelir,
Gerçek keşişler durumu fark eder ve tapınağı geri almaya çalışır,
Ve en kötüsü: tapınakta açıklanamayan tuhaf olaylar yaşanmaya başlar.
Üçlü, her adımda daha büyük bir yalanın içine saplanırken; hem otoritelerden hem mafyadan hem de gerçekten aydınlanmak isteyen kalabalıktan kaçmak zorunda kalırlar. Fakat dolandırıcılık planı büyüdükçe, her biri kendi inançlarıyla yüzleşmek zorunda kalır:
Gerçek huzur para için satılabilir mi?
Ve tapınakta “bir şeyler” onları izliyor olabilir mi?
Kocasını öldürmekle suçlanan genç kadın, hayatının en büyük kabusuyla yüzleşmektedir. Herkes onu suçlu görürken, masumiyetini kanıtlayacak hiçbir delili yoktur. Tam umudunu kaybetmek üzereyken, karşısında aniden ortaya çıkan gizemli bir yabancı ona akıl almaz bir teklif sunar:
“Suçu üstlenirim… ama karşılığında senin de benim için bir cinayet işlemen gerekecek.”
Yabancı, kadının tüm zayıf noktalarını bilmektedir korkularını, çaresizliğini ve karanlıkta sakladığı sırları bile. Kadın, özgürlüğüyle vicdanı arasında sıkışıp kalırken, kabul edeceği anlaşmanın onu yalnızca yeni bir dehşetin içine sürükleyeceğinden habersizdir.
Teklif, kulağa bir kurtuluş gibi gelse de zamanla anlaşılır ki bu, hiçbir çıkışı olmayan bir zincirin ilk halkasıdır. Yabancının kadından istediği cinayet tesadüfi değildir; yıllardır süren gizli bir intikam planının kilit parçasıdır.
Kadın ne kadar dirense de, kendini karanlık bir oyunun tam merkezinde bulur. Her adımında yalanlarla çevrili bir labirente sürüklenirken, kime güveneceğini, kimi öldürmesi gerektiğini ve sonunda gerçeği öğrenip öğrenemeyeceğini sorgular.
Gerçek suçu kim işlemiştir?
Yabancı aslında kimdir?
Ve en önemlisi… kadın kendi kurtuluşu için bir başkasının hayatını almaya razı olacak mıdır?
Bu anlaşma, ikisinin de kaderini geri dönülmez bir şekilde değiştirecektir.
Cen Jin hayatının en karanlık dönemlerinden birine sürüklendiğinde, geçmişten gelen beklenmedik bir yardım çağrısı alır. Bir zamanlar elinden tuttuğu, köyde zor şartlarla yaşayan genç Li Wu, ondan destek istemektedir. Kendi ayakları üzerinde durmak için gösterdiği çaba, inat ve kararlılık Cen Jin’i derinden etkiler. Okulu bırakma noktasına gelmiş, hayatta tutunacak bir dalı bile kalmamış Li Wu’ya sırtını dönemeyen Cen Jin, onu şehre getirerek eğitim almasını sağlamaya karar verir.
Aradan altı yıl geçer…
Li Wu artık genç bir çocuk değil; kendi alanında başarılı, kendinden emin bir profesyonel olmuştur. İş nedeniyle şehre döndüğünde kader onları bir kez daha karşı karşıya getirir. Cen Jin’e neşeyle selam veren bu genç adam, aslında yıllardır içinde sakladığı duygulardan hiç vazgeçmemiştir.
Geçmiş hakkında konuşmasa da, Cen Jin’e duyduğu aşk kalbinde yerini korumuştur. Bu kez kaçmayacak, geri durmayacaktır. Onun içtenliği, sıcaklığı ve cesareti, Cen Jin’in de yıllardır bastırdığı duyguları yüzeye çıkarır.
Zamanla Cen Jin de kalbinin sesine kulak vermeyi öğrenir ve Li Wu’nun sevgisine dürüst bir karşılık vermeyi seçer.
Böylece, yıllar önce bir iyilikle başlayan bağları, sonunda iki yüreğin birbirine uzanan samimi ve olgun bir aşka dönüşür.
Yıllar sonra sahnelerden çekilip evine dönen ünlü bale dansçısı Tan Si Ting, kalbinde hâlâ özel bir yeri olan eski aşkı Feng Rui ile romantizmi yeniden başlatmayı umut eder. Ancak geçmişte yaşanan yanlış anlaşılmalar ve Feng Rui’nin artık bekar bir baba olarak taşıdığı sorumluluklar, yollarını yeniden birleştirmeyi sandığından çok daha karmaşık hâle getirir.
Tam da bu dönemde, Tan Si Ting’i yıllardır uzaktan seven biri duygularından asla vazgeçmediğini göstererek hayatına yeniden dâhil olur. Böylece Tan Si Ting, yalnızca geçmişiyle değil, hiç beklemediği yeni bir sevgi ihtimaliyle de yüzleşmek zorunda kalır.
Tan Si Ting ve Feng Rui, çözülememiş hislerin, yarım kalmış cümlelerin ve kalplerini hâlâ acıtan hatıraların arasında savrulurken; aşk, kalp kırıklığı ve kaderin ince dokunuşlarıyla örülü bir fırtınanın tam merkezine çekilirler.
Bazen ikinci şanslar, en zorlu sınavları beraberinde getirir…
Genç ve dünyadan bihaber olan Hua Fu Sheng, tüm yaşamını tıbba adamıştır. Alışılmışın dışındaki tedavi yöntemleri nedeniyle şehir halkı tarafından hem hayranlıkla hem de korkuyla karşılanır. Ancak ardı ardına yaşanan yüzlerce doktor ölümü, şüphelerin onun üzerinde toplanmasına yol açar. Ustasının geride bıraktığı gizemli mektup ise onu, efsanevi “Cennetten Gelen Kitap”ın izine sürükler.
Bu sırada, Liangzhou Şehri Lordu’nun zekâsıyla ün salmış kızı Wen Jue ve yüzlerce operanın varisi, söz ustası Gu Tian da aynı olayların içine çekilir. Üçlü birlikte Liangzhou’ya doğru yola çıkarak karanlık sırları çözmeye girişir. Ancak Wen Jue, Hua Fu Sheng’in şehirde bir klinik açmasını engellemek için ailesinin gücünü kullanmaktan çekinmez. Gu Tian ise insanları ikna etme konusundaki üstün yeteneğiyle önemli bilgiler toplamayı başarır.
Hua Fu Sheng, Liangzhou’daki yoksullara şifa dağıtırken bir yandan da gördüğü her ipucunun peşinden gider. Fakat şehirde ardı ardına yaşanan tuhaf olaylar, bulmacayı daha da karmaşık hale getirir. Gerçeğe yaklaştıkça, Liangzhou’nun yıllardır gizlenen karanlık geçmişi yavaşça gün yüzüne çıkmaktadır.
Hua Fu Sheng, gelişinin Liangzhou’da sessiz ama güçlü bir dalga etkisi yaratacağından habersizdir…
1930’ların başında, modernleşen ama aynı zamanda karanlık sokaklarında türlü suçların dolaştığı Şanghay…
Şehrin en prestijli kız üniversite yurdunda bir öğrenci, kimse tarafından açıklanamayan bir şekilde ölü bulunur. Olay, dönemin basınında bile sansasyon yaratır.
Soruşturma için görevlendirilen Merkez Karakolu Dedektifi Guan Cen, olay yeri incelemeleri sırasında yurtta okuyan parlak ama başına buyruk bir öğrenciyle karşılaşır:
Lu Yi Zhen.
Dedektiflik romanlarına hayran olan Yi Zhen, cinayet sahnesini çözümlerken Guan Cen’i bile şaşırtacak çıkarımlarda bulunur. Bu beklenmedik karşılaşma, yalnızca bir ölümün ardındaki sırları değil, aynı zamanda on yedi yıl önce işlenmiş karanlık bir çocuk kaçırma vakasının da üzerindeki tozu kaldırır.
Fakat gerçeğe çok yaklaşmaları, o dönem dosyanın aniden kapatılmasıyla yarım kalır.
İki Yıl Sonra…
Şanghay, ilk kez kadın polis alımı yapacağını duyurur.
Lu Yi Zhen, geçmişte bıraktığını sandığı gerçekleri bulmak için bu alıma katılır — ve kabul edilir.
Onun eğitim amiri ve yeni doğrudan üstü ise…
yıllar önce yollarının kesiştiği Dedektif Guan Cen’dir.
Artık aynı karakolda, ardı ardına patlayan gizemli vakaları çözmek zorunda kalan ikili, hem iş ortaklığına hem de gölgede kalmış duygularına alışmaya çalışır. Fakat asıl sınavları, yıllar önce yarım kalan o dosyayla yeniden yüzleşmek olacaktır.
Çocuk kaçırma vakası yeniden açılır.
İpucu peşine düştükçe, karanlık daha da derinleşir.
Gerçekler ortaya çıktıkça, hem Guan Cen’in hem de Yi Zhen’in geçmişiyle bağları sarsılır.
İkili, Şanghay’ın sisli sokaklarında ilerledikçe sadece suçluları değil, kendi kabuslarını da alt etmek zorundadır.
Gerçek, yıllardır saklanan bir sır olarak değil…
bir bedel olarak geri dönecektir.
Bu dizi, ülkeyi savunmak ya da dünya barışını sağlamak gibi büyük idealler için değil; ailelerini, komşularını ve çok sevdikleri mahallelerini korumak için yeniden bir araya gelen yedek özel kuvvetler biriminin hem aksiyon dolu hem de komik hikâyesini anlatıyor.
Bir zamanların efsane JDD özel harekat biriminden olan Choi Gang, artık bir sigorta müfettişi olarak sıradan bir hayat sürmektedir. Yine de eski günlerin izleri hâlâ üzerindedir: etkileyici fiziği, keskin sezgileri ve insanların ruh hâlini anında çözebilen olağanüstü empati yeteneğiyle dikkat çeker. İçinde hâlâ bir “savaşçı” yatmaktadır; ama bu kez savaşacağı şey teröristler değil, ailesini ve mahallesini tehdit eden olaylardır.
Mahallenin sevilen simalarından biri olan Kwak Byeong Nam ise eskiden HID terörle mücadele biriminde görev almış elit bir askerdir. Zorlu bir eğitim sırasında dizinden aldığı ciddi bir yara nedeniyle aktif görevden alınmış ve bakım taburuna geçmek zorunda kalmıştır. Askerlikten sonra sakin bir hayatı tercih ederek küçük bir donanım ve kırtasiye dükkanı işletmeye başlamıştır. Ancak mahalledeki rolü sadece bir esnaf olmak değildir:
Son 13 yıldır Sangri-dong gençlik derneğinin başkanı olarak hem düzeni sağlar hem de geri dönüşüm toplama işinin başında durarak çevreyi korur. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir adam gibi görünse de, gerektiğinde hâlâ eski bir özel kuvvetler askerinin dayanıklılığına ve disiplinine sahiptir.
Choi Gang ve Kwak Byeong Nam, birbirinden tamamen farklı hayatlar sürseler de, mahallelerinde ortaya çıkan gizemli bir tehdit onları yeniden aynı cephede buluşturur.
Bu kez amaçları ülkeyi kurtarmak değildir…
Ailelerini, komşularını ve yıllardır birlikte yaşadıkları o sıcak mahalleyi korumaktır.
Ekip, geçmişteki taktik becerilerini günümüzün komik ve tuhaf mahalle sorunlarına uyarlarken hem kahkaha hem de heyecan dolu bir macera başlar. Her biri sıradan hayatlar yaşayan ama içinde hâlâ bir kahraman taşıyan bu insanlar, izleyiciye hem aksiyon hem de samimiyet dolu bir hikâye sunar.
Ölümlü dünyada unutulmuş bir prenses olan Kong Hou, talihin bir cilvesiyle ölümsüzlük âlemine adım attığında hayatı tamamen değişir. Daha ilk andan itibaren kendini, “tüm tarikatın kadın başrolü şımartma modu”nun merkezinde bulur.
Ustaları, kıdemli kardeşleri ve hatta rakip tarikatların temsilcileri bile ona kıymetli bir ruh közüymüş gibi davranır; önüne engel çıkmasın, kalbi bile incinmesin diye adım adım çırpınırlar.
Ama Kong Hou, sadece şımartılacak bir yetenek değildir.
Zihnini güçlendirmek, sınırlarını aşmak ve gerçek bir ölümsüz olmak için dağdan inmeye kendi karar verir.
Yolculuğu sırasında solgun, zayıf ve neredeyse güçsüz görünen Huan Zong’la karşılaşır. Fakat adamın üzerindeki sis bir anda dağılır; tek nefeste seviye atlayıp vahşi canavarlarla savaşacak kudrete ulaşır. Böylece ikili, ölümsüzlük âleminin ormanlarında, kadim kalıntılarında ve göksel sınavlarında yan yana mücadele eder.
Kong Hou doğuştan bir dâhidir; Huan Zong ise kaderi gizemlerle örülü bir bilgedir. Birbirlerinin eksik yanlarını tamamlayarak her savaştan daha da güçlenirler.
Ve sonunda Kong Hou, kendi seçimini yapar:
Onu tarikata geri getirir, resmî olarak damadı ilan eder ve tüm âlemlere meydan okurcasına yanında durur.
Artık ikisi de kaderlerini aşmış, içsel şeytanlarını yenmiş ve kendi çağlarının ustaları olmaya doğru yürümektedir.
Ling Cang Cang, genç yaşta dövüş sanatlarında ustalaşmış, adaleti her şeyin üzerinde tutan cesur bir savaşçıdır. Fenglai Köşkü’nü kurarak yozlaşmış yetkililerin ve karanlık Jianghu güçlerinin pençesinde kıvranan halk için bir sığınak yaratır. Güçlü iradesi, keskin zekâsı ve sarsılmaz adalet duygusuyla kısa sürede hem dostlarının güvenini hem de düşmanlarının korkusunu kazanır.
Bu sırada Nanqi Hanedanı’nın genç ekselansı Xiao Huan, sarayın ihtişamından uzak durarak halkın gerçek acılarını öğrenmek ister. Kimliğini gizler, sıradan bir gezgin olan “Bai Chi Fan” kimliğine bürünür ve ülkesini gizlice dolaşmaya başlar. Halkın sefaletini kendi gözleriyle gören Xiao Huan, elinden geldiğince yardım etmeye, yozlaşmış düzeni içeriden anlamaya çalışır.
Kader, Ling Cang Cang ile Bai Chi Fan’ı aynı yol üzerinde karşı karşıya getirir.
İlk başta birbirlerine temkinli yaklaşsalar da, kısa sürede aynı idealler uğruna savaştıklarını fark ederler. Birlikte rüşvetçi yöneticileri ortaya çıkarır, masumları korur ve Jianghu’ya huzuru yeniden getirmek için omuz omuza savaşırlar.
Ancak Xiao Huan’ın bilmediği bir gerçek vardır:
Ling Cang Cang, başbakanın kızıdır ve kaderinde “genç ekselansın gelecekteki kraliçesi” olmak yazmaktadır.
Kimlikler açığa çıktığında, yalnızca adalet için verdikleri mücadele değil, birbirlerine karşı büyüyen duyguları da sınavdan geçecektir. İkili zamanla hem kendi yollarını hem de ortak amaçlarını daha net görmeye başlar:
Halkı korumak, ülkeye huzur getirmek ve birlikte yeni bir düzen kurmak.
Kong Ji Hyeok, prestijli bir bebek ürünleri şirketinde “Mother TF” ekibinin karizmatik lideridir.
Keskin zekâsı, sakin karizması ve işine duyduğu sarsılmaz tutku sayesinde hem saygı duyulan hem de mesafeli bir isimdir.
Profesyonelliğiyle tanınan Ji Hyeok’un hayatı, bir gün ekip üyelerinden biri olan Ko Da Rim’in ani bir öpücüğüyle altüst olur.
O anda zaman donar. Ji Hyeok, bu davranışı açıklayamaz çünkü Da Rim, parmağındaki yüzükle birlikte evli bir kadın gibi görünmektedir.
Ancak gerçek, göründüğünden çok daha farklıdır.
Ko Da Rim, geçimini zar zor sağlayan, hayatın yükünü erken yaşta omuzlamış bir kadındır.
Kariyerine yeniden tutunabilmek için Ji Hyeok’un çalıştığı şirkette geçici olarak işe girer.
Fakat mülakat sırasında, “evli ve bir çocuk sahibi” olduğunu söyleyerek yalan söyler sadece “güvenilir” bir çalışan profili çizmek için.
Yalanı sayesinde işe alınır, ancak bu yalan, her geçen gün büyüyen duygularının önünde duvar olur.
Birlikte geçirilen uzun çalışma saatleri, yanlış anlaşılmalar, bastırılmış duygular…
Kong Ji Hyeok, profesyonel çizgisini korumaya çalıştıkça, kalbi ona ihanet etmeye başlar.
Ko Da Rim ise, yalanının ortaya çıkma korkusuyla sevdiği adama yaklaşamaz.
Gerçeğin er ya da geç ortaya çıkacağı gün yaklaştıkça, ikisi de bir karar vermek zorunda kalır:
Doğruyu söylemek mi daha acı vericidir, yoksa hislerini sonsuza kadar gizlemek mi?
“Mother TF”, güven, dürüstlük ve aşk arasında ince bir çizgide yürüyen iki insanın karmaşık ilişkisini anlatan dokunaklı bir ofis romantizmi.