Bir zamanlar kariyerinin zirvesinde olan, hırsıyla ün salmış eski yargıç Kang David, toplumda “kusursuz yargıç” imajıyla tanınan bir hukuk yıldızıdır. Sosyal medyada yüz binlerce takipçisi vardır; temiz bir profil, keskin analizler ve toplum yararını savunan süslü cümlelerle parlayan bir influencer’dır. Tam da ulusal ölçekte bir başarıya yürürken, beklenmedik bir olay David’in hayatını altüst eder. Sessizce görevinden istifa eder; gözlerden uzak, güneş görmeyen bir koridorda kamu yararına çalışan bir avukat olarak yeniden başlamak zorunda kalır.
Burada, “ciddiyetten yapılma bir kalkan” gibi yaşayan David’in tam zıddı olan Park Gi Ppeum ile karşılaşır. Park Gi Ppeum, merak ettiği her şeyin ustası olmaya çalışan enerjik, çocuksu ama zeki bir avukattır. Hukuku yalnızca bir meslek olarak değil, bir ideal olarak görür. İnsan haklarını savunmaktan, adalet için savaşmaktan, toplumdaki sessiz mağdurlara ses olmaktan güç alır. Hobi olarak başladığı hukuk merakı onu sonunda Pro Bono’ya taşımıştır — tıpkı David gibi, ama çok daha farklı bir nedenle.
“Pro Bono” adlı kar amacı gütmeyen kuruluşun kamu yararı ekibinde bu iki karşıt karakter yollarını kesiştirir. Burada şirketlerden kazanılan paralar, hiçbir yere başvuramayan mağdurların davalarını üstlenmek için kullanılır. David için bu, geçmişini geride bırakıp itibarını yeniden kazanma fırsatıdır; Gi Ppeum içinse, adalete duyduğu inancı dünyaya kanıtlama yolu.
Zıt karakterleri, farklı dünya görüşleri ve çarpışan adalet anlayışları, her dava ile daha da belirginleşir. Ancak zamanla ikisi de başkalarının hayatını değiştirirken, kendi kırık yönleriyle de yüzleşmeye başlar. Yolsuzluk, güç ve medya manipülasyonu arasında sıkışmış adalet sisteminde, “gerçek adalet”in ne demek olduğunu birlikte yeniden keşfederler.
Bir zamanların umut dolu girişimcileri olan üç yakın arkadaş—zeki ama aşırı özgüvenli Miran, teknik deha Jae, ve pazarlamanın konuşkan kralı Do-hoon—kurdukları startup şirketlerinin art arda batmasıyla milyonlarca wonluk borcun altında ezilirler. Yatırımcılar kapıda, icra memurları telefonda, aileler ise hayal kırıklığı içindedir. Üçlü köşeye sıkışmış durumdadır.
Tam bu sırada Miran’ın aklına “son bir şans” fikri gelir:
Terkedilmiş bir Budist tapınağını sahte bir “aydınlanma merkezi”ne çevirip mucizevi meditasyon seansları satmak.
Başlangıçta plan basittir: sahte ritüeller, yapay zen atmosferi ve internet reklamları… Birkaç zengin müşterinin ödeyeceği yüksek ücretlerle borcu kapatıp kayıplara karışacaklardır. Ancak işler kısa sürede kontrolden çıkar:
“Mucize iyileşme” videoları viral olur,
Tapınak birden bire ülkenin en popüler ruhani kaçış noktası hâline gelir,
Gerçek keşişler durumu fark eder ve tapınağı geri almaya çalışır,
Ve en kötüsü: tapınakta açıklanamayan tuhaf olaylar yaşanmaya başlar.
Üçlü, her adımda daha büyük bir yalanın içine saplanırken; hem otoritelerden hem mafyadan hem de gerçekten aydınlanmak isteyen kalabalıktan kaçmak zorunda kalırlar. Fakat dolandırıcılık planı büyüdükçe, her biri kendi inançlarıyla yüzleşmek zorunda kalır:
Gerçek huzur para için satılabilir mi?
Ve tapınakta “bir şeyler” onları izliyor olabilir mi?
Kocasını öldürmekle suçlanan genç kadın, hayatının en büyük kabusuyla yüzleşmektedir. Herkes onu suçlu görürken, masumiyetini kanıtlayacak hiçbir delili yoktur. Tam umudunu kaybetmek üzereyken, karşısında aniden ortaya çıkan gizemli bir yabancı ona akıl almaz bir teklif sunar:
“Suçu üstlenirim… ama karşılığında senin de benim için bir cinayet işlemen gerekecek.”
Yabancı, kadının tüm zayıf noktalarını bilmektedir korkularını, çaresizliğini ve karanlıkta sakladığı sırları bile. Kadın, özgürlüğüyle vicdanı arasında sıkışıp kalırken, kabul edeceği anlaşmanın onu yalnızca yeni bir dehşetin içine sürükleyeceğinden habersizdir.
Teklif, kulağa bir kurtuluş gibi gelse de zamanla anlaşılır ki bu, hiçbir çıkışı olmayan bir zincirin ilk halkasıdır. Yabancının kadından istediği cinayet tesadüfi değildir; yıllardır süren gizli bir intikam planının kilit parçasıdır.
Kadın ne kadar dirense de, kendini karanlık bir oyunun tam merkezinde bulur. Her adımında yalanlarla çevrili bir labirente sürüklenirken, kime güveneceğini, kimi öldürmesi gerektiğini ve sonunda gerçeği öğrenip öğrenemeyeceğini sorgular.
Gerçek suçu kim işlemiştir?
Yabancı aslında kimdir?
Ve en önemlisi… kadın kendi kurtuluşu için bir başkasının hayatını almaya razı olacak mıdır?
Bu anlaşma, ikisinin de kaderini geri dönülmez bir şekilde değiştirecektir.
Cen Jin hayatının en karanlık dönemlerinden birine sürüklendiğinde, geçmişten gelen beklenmedik bir yardım çağrısı alır. Bir zamanlar elinden tuttuğu, köyde zor şartlarla yaşayan genç Li Wu, ondan destek istemektedir. Kendi ayakları üzerinde durmak için gösterdiği çaba, inat ve kararlılık Cen Jin’i derinden etkiler. Okulu bırakma noktasına gelmiş, hayatta tutunacak bir dalı bile kalmamış Li Wu’ya sırtını dönemeyen Cen Jin, onu şehre getirerek eğitim almasını sağlamaya karar verir.
Aradan altı yıl geçer…
Li Wu artık genç bir çocuk değil; kendi alanında başarılı, kendinden emin bir profesyonel olmuştur. İş nedeniyle şehre döndüğünde kader onları bir kez daha karşı karşıya getirir. Cen Jin’e neşeyle selam veren bu genç adam, aslında yıllardır içinde sakladığı duygulardan hiç vazgeçmemiştir.
Geçmiş hakkında konuşmasa da, Cen Jin’e duyduğu aşk kalbinde yerini korumuştur. Bu kez kaçmayacak, geri durmayacaktır. Onun içtenliği, sıcaklığı ve cesareti, Cen Jin’in de yıllardır bastırdığı duyguları yüzeye çıkarır.
Zamanla Cen Jin de kalbinin sesine kulak vermeyi öğrenir ve Li Wu’nun sevgisine dürüst bir karşılık vermeyi seçer.
Böylece, yıllar önce bir iyilikle başlayan bağları, sonunda iki yüreğin birbirine uzanan samimi ve olgun bir aşka dönüşür.
Genç bir partnerle birlikte olan bir kadın ve bir erkeğin yolları, onları toplumun beklentilerine meydan okuyan cesur ve kışkırtıcı bir aşkın içine sürükler. Aralarındaki yaş farkı, dışarıdan bakıldığında bir engel, hatta bir tabu gibi görünse de, ikisi de kalplerinin söylediği gerçeğe kulak vermeyi seçer.
Zaman zaman yargılanan, zaman zaman da kendilerinden bile sakladıkları duygularla yüzleşmek zorunda kalan bu iki insan, aşklarında dürüst, ilişkilerinde ise samimi olmayı öğrenir. Birlikte geçirdikleri her an, onları daha da derin bir bağa sürüklerken; karşılaştıkları her zorluk, aralarındaki tutkuyu daha da ateşler.
Bu hikâye, yaş farkının değil, yüreğin cesaretinin belirlediği ilişkilerin mümkün olduğunu gösteren, ateşli olduğu kadar duygu dolu bir aşk yolculuğu…
Yıllar sonra sahnelerden çekilip evine dönen ünlü bale dansçısı Tan Si Ting, kalbinde hâlâ özel bir yeri olan eski aşkı Feng Rui ile romantizmi yeniden başlatmayı umut eder. Ancak geçmişte yaşanan yanlış anlaşılmalar ve Feng Rui’nin artık bekar bir baba olarak taşıdığı sorumluluklar, yollarını yeniden birleştirmeyi sandığından çok daha karmaşık hâle getirir.
Tam da bu dönemde, Tan Si Ting’i yıllardır uzaktan seven biri duygularından asla vazgeçmediğini göstererek hayatına yeniden dâhil olur. Böylece Tan Si Ting, yalnızca geçmişiyle değil, hiç beklemediği yeni bir sevgi ihtimaliyle de yüzleşmek zorunda kalır.
Tan Si Ting ve Feng Rui, çözülememiş hislerin, yarım kalmış cümlelerin ve kalplerini hâlâ acıtan hatıraların arasında savrulurken; aşk, kalp kırıklığı ve kaderin ince dokunuşlarıyla örülü bir fırtınanın tam merkezine çekilirler.
Bazen ikinci şanslar, en zorlu sınavları beraberinde getirir…
Genç ve dünyadan bihaber olan Hua Fu Sheng, tüm yaşamını tıbba adamıştır. Alışılmışın dışındaki tedavi yöntemleri nedeniyle şehir halkı tarafından hem hayranlıkla hem de korkuyla karşılanır. Ancak ardı ardına yaşanan yüzlerce doktor ölümü, şüphelerin onun üzerinde toplanmasına yol açar. Ustasının geride bıraktığı gizemli mektup ise onu, efsanevi “Cennetten Gelen Kitap”ın izine sürükler.
Bu sırada, Liangzhou Şehri Lordu’nun zekâsıyla ün salmış kızı Wen Jue ve yüzlerce operanın varisi, söz ustası Gu Tian da aynı olayların içine çekilir. Üçlü birlikte Liangzhou’ya doğru yola çıkarak karanlık sırları çözmeye girişir. Ancak Wen Jue, Hua Fu Sheng’in şehirde bir klinik açmasını engellemek için ailesinin gücünü kullanmaktan çekinmez. Gu Tian ise insanları ikna etme konusundaki üstün yeteneğiyle önemli bilgiler toplamayı başarır.
Hua Fu Sheng, Liangzhou’daki yoksullara şifa dağıtırken bir yandan da gördüğü her ipucunun peşinden gider. Fakat şehirde ardı ardına yaşanan tuhaf olaylar, bulmacayı daha da karmaşık hale getirir. Gerçeğe yaklaştıkça, Liangzhou’nun yıllardır gizlenen karanlık geçmişi yavaşça gün yüzüne çıkmaktadır.
Hua Fu Sheng, gelişinin Liangzhou’da sessiz ama güçlü bir dalga etkisi yaratacağından habersizdir…
1930’ların başında, modernleşen ama aynı zamanda karanlık sokaklarında türlü suçların dolaştığı Şanghay…
Şehrin en prestijli kız üniversite yurdunda bir öğrenci, kimse tarafından açıklanamayan bir şekilde ölü bulunur. Olay, dönemin basınında bile sansasyon yaratır.
Soruşturma için görevlendirilen Merkez Karakolu Dedektifi Guan Cen, olay yeri incelemeleri sırasında yurtta okuyan parlak ama başına buyruk bir öğrenciyle karşılaşır:
Lu Yi Zhen.
Dedektiflik romanlarına hayran olan Yi Zhen, cinayet sahnesini çözümlerken Guan Cen’i bile şaşırtacak çıkarımlarda bulunur. Bu beklenmedik karşılaşma, yalnızca bir ölümün ardındaki sırları değil, aynı zamanda on yedi yıl önce işlenmiş karanlık bir çocuk kaçırma vakasının da üzerindeki tozu kaldırır.
Fakat gerçeğe çok yaklaşmaları, o dönem dosyanın aniden kapatılmasıyla yarım kalır.
İki Yıl Sonra…
Şanghay, ilk kez kadın polis alımı yapacağını duyurur.
Lu Yi Zhen, geçmişte bıraktığını sandığı gerçekleri bulmak için bu alıma katılır — ve kabul edilir.
Onun eğitim amiri ve yeni doğrudan üstü ise…
yıllar önce yollarının kesiştiği Dedektif Guan Cen’dir.
Artık aynı karakolda, ardı ardına patlayan gizemli vakaları çözmek zorunda kalan ikili, hem iş ortaklığına hem de gölgede kalmış duygularına alışmaya çalışır. Fakat asıl sınavları, yıllar önce yarım kalan o dosyayla yeniden yüzleşmek olacaktır.
Çocuk kaçırma vakası yeniden açılır.
İpucu peşine düştükçe, karanlık daha da derinleşir.
Gerçekler ortaya çıktıkça, hem Guan Cen’in hem de Yi Zhen’in geçmişiyle bağları sarsılır.
İkili, Şanghay’ın sisli sokaklarında ilerledikçe sadece suçluları değil, kendi kabuslarını da alt etmek zorundadır.
Gerçek, yıllardır saklanan bir sır olarak değil…
bir bedel olarak geri dönecektir.
Bir üniversitede alınan tartışmalı ve garip bir karar, kampüste büyük bir kargaşaya yol açar:
Bilgisayar Mühendisliği bölümü ile Modellik bölümü, derslerin bir kısmını ortak yürütmek zorunda kalır.
Birbirinden tamamen farklı iki dünyanın öğrencileri istemeden aynı sınıfa sürüklenir. Mantık ile estetik, algoritmalar ile podyum duruşu aynı derslikte buluşur. Bu tuhaf birleşmenin ortasında iki isim öne çıkar.
Kang Min Hak, modellik bölümünün yıldızıdır. Bir flört programına katılıp hızla ünlenen Min Hak, kısa sürede bir milyon takipçili bir sosyal medya fenomenine dönüşmüştür. Girdiği her ortamda dikkatleri üzerine çeken güçlü bir karizmaya sahiptir. Ancak bu popülerliğin ardında sakladığı yorgunluklar ve baskılar, kimsenin görmek istemediği kadar gerçektir.
Diğer yanda ise Ju Yeon San vardır. Bilgisayar mühendisliğinin en parlak öğrencisi olan Yeon San, kodları çözer gibi hayatı da analiz etmeye çalışır. Karmaşık problemleri saniyeler içinde çözebilecek kadar zekidir; fakat tek bir hata yaptığında tamamen kilitlenen, mükemmeliyetçiliğin gölgesinde yaşayan kırılgan bir tarafı vardır. Gününü ekran karşısında geçirir, sosyal hayatı minimumdadır ve aşk kavramı onun için çözülememiş gereksiz bir değişken gibidir.
Bu iki zıt dünya, ortak derslerde istemeden çarpışır.
Başlangıçta sadece “zorunlu bir etkileşim” gibi görünen bu karşılaşmalar, kısa sürede karmaşık bir bağa dönüşmeye başlar.
Min Hak’ın ışıltılı ama boşluk dolu dünyası, Yeon San’ın sessiz fakat derin evreniyle çarpışırken; ikisi de kendi eksik yanlarını fark eder. Birbirlerinin hayatlarına küçük adımlarla girer, sonra çıkamaz hâle gelirler.
Artık mesele sadece dersleri birlikte yürütmek değildir.
Podyumun yıldızı ile kodların dahisi, hiç beklemedikleri bir duygusal denklemde kendilerini bulurlar.
Yetenek ajansı başkanı Ioka Saki, yoğun bir günün ortasında ofisine gelen acil bildirimle sarsılır. Ünlü bir haftalık dergi, ajansın gözden çıkarmaya niyeti olmayan yıldız aktörlerinden biri olan F hakkında bir “aldatma skandalı” yayımlayacaktır.
Haberi kaleme alan isim ise sektörde nam salmış, sayısız skandalı gün yüzüne çıkararak birçok kariyeri alaşağı eden Weekly Buncho muhabiri Hirata Kanade’dir. Keskin kalemi, gölge gibi iz sürdüğü araştırmaları ve geri adım atmayan tavrıyla bilinen Kanade’nin adının geçmesi bile büyük bir fırtınanın yaklaşmakta olduğunu hissettirir.
Ajans, haberin yayınlanmasını durdurmak için dergiyle yoğun bir pazarlık ve çatışma sürecine girer. Saki, hem aktörünü hem de şirketinin itibarını korumak için tüm gücünü ortaya koyar; ancak derginin elinde ne tür kanıtlar olduğu hâlâ büyük bir soru işaretidir.
Her şey sadece bir skandal haberinden ibaretmiş gibi görünse de, perde arkasında bambaşka bir gerçeğin saklandığı kısa sürede anlaşılır. F’nin özel hayatıyla ilgili ortaya çıkan iddialar, eğlence endüstrisinin yıllardır süren karanlık düzenine, saklı ilişkilerine ve güç oyunlarına işaret eder.
Skandalın gerçek yüzü yavaş yavaş gün yüzüne çıktıkça, hem ajans hem de dergi kendilerini yalanların, manipülasyonların ve çıkar çatışmalarının ördüğü bir labirentin içinde bulur.
Ioka Saki, gerçeğe ulaştıkça şunu fark eder:
Bu sadece bir aktörün özel hayatı değildir…
Bu, tüm sektörü sarsabilecek bir hakikat zincirinin ilk halkasıdır.