Bir zamanlar okulunun basketbol takımının kaptanı olan genç bir adam, aniden çok farklı bir dünyada kendini bulur. Özellikle sporcu kimliğiyle tanınan bu genç, okulun erkek voleybol takımına katılmaya zorlanır. Ancak bu takım, toplumun genellikle dışladığı queer bireylerden oluşmaktadır.
Başlangıçta, takımın içinde bulunduğu ortamı ve oyuncularını anlamakta zorlanan genç, zamanla onları tanıdıkça bu yeni takıma uyum sağlamaya başlar. Bir yandan kendi kimliğiyle yüzleşirken, diğer yandan takım arkadaşlarının destekleyici tutumları ve cesur yaşam tarzları onu derinden etkiler.
Genç adam, bu süreçte sadece sporla değil, aynı zamanda kendisiyle ve toplumun ön yargılarıyla da mücadele etmek zorunda kalır.
Bir reklam şirketinde çalışan genç bir kadın, uzun süredir birlikte olduğu erkek arkadaşının sadakatsizliğini keşfeder.
Kalp kırıklığı ve güvensizlik içinde, hayatına bir değişiklik yapmaya karar verir ve patronunun yanına taşınır.
Patronu, iş yerinde sert ve soğuk bir figürdür, herkes ondan korkar.
Ancak, kadın bu yeni yaşamının bir başka gerçeğiyle tanışmak üzeredir: Patronu, gizlice güçlü bir Yakuza ailesinin liderlerinden biridir.
Genç ve karizmatik bu adam, dışarıdan soğuk ve mesafeli görünse de, aslında yeraltı dünyasında büyük bir güç sahibidir.
Kadın, patronunun karanlık dünyasından habersizken, bu yeni yaşamı hem bir tehdit hem de beklenmedik bir fırsat sunmaktadır.
Kang Jiawei ve Xu Jingjing, birbirinden çok farklı karakterlere sahip olmalarına rağmen lise yıllarını birlikte geçiren sıkı dostlardır. Onlarla birlikte, aynı sınıfı paylaşan bir grup arkadaş, gençliğin getirdiği dostluk, hayal kırıklığı, aşk, kaygı ve umut dolu deneyimlerin tam ortasındadır.
Hikâye, sadece Kang Jiawei ve Xu Jingjing’in değil, tüm grubun kendini tanıma ve büyüme sürecini anlatır. Her bir karakter, kendi ailesel sorunları, gelecek kaygıları ve kişisel hedefleriyle mücadele ederken, aralarındaki dostluk bağı onları bir arada tutar.
Kimi zaman sınıf geçme stresine, kimi zaman ilk aşka ya da ilk kalp kırıklığına tanıklık ederler. Kavga ettiklerinde ayrılır gibi olsalar da, günün sonunda hep birlikte gülmeyi başarırlar. Hayatın onlara sunduğu her sınavda biraz daha olgunlaşır, kendi kimliklerini ve tutkularını keşfederler.
Bu hikâye, sadece bir grup lise öğrencisinin anı defteri değil; aynı zamanda gençliğin saf, kırılgan ama güçlü doğasının bir yansımasıdır. Çünkü her kahkaha, her gözyaşı, onların “biricik gençlik yıllarının” parçasıdır.
Hikâye, genç ve idealist bir doktor olan Mi Ka’nın gözünden anlatılmaktadır. Mi Ka, tıp fakültesinden yeni mezun olmuş ve büyük bir şehir hastanesinde asistan doktor (intern) olarak çalışmaya başlamıştır. Henüz mesleğin başında olan Mi Ka, yoğun tempoya, stresli ameliyatlara ve hastane koridorlarındaki mücadelelere alışmaya çalışırken, hayatını tamamen değiştirecek biriyle tanışır: Xing Kelei.
Xing Kelei, seçkin bir özel harekât (SWAT) biriminde görevli, disiplinli, soğukkanlı ve görevine son derece bağlı bir özel operasyon ajanıdır. Mi Ka ile yolları, hastane tarafından düzenlenen bir acil durum kurtarma tatbikatı sırasında kesişir. Bu eğitim, doktorların kriz anlarında nasıl davranmaları gerektiğini öğrenmeleri için SWAT ekibiyle ortak yürütülmektedir.
İlk karşılaşmaları gergin ve profesyoneldir. Mi Ka, kurallara bağlı ve ciddi Xing Kelei’ye karşı başta mesafeli durur. Ancak zamanla, görevler ve tatbikatlar aracılığıyla tekrar tekrar yolları kesişir. Bu süreçte Mi Ka, Xing Kelei’nin sadece sert görünüşünün ardında yatan koruyucu, fedakâr ve dürüst yanlarını keşfeder. Öte yandan Xing Kelei de Mi Ka’nın cesaretine, empatisine ve tıbbi bilgisinin yanı sıra insani yönüne hayran kalmaya başlar.
Ancak hayat, sadece tatbikatlardan ibaret değildir. Gerçek operasyonlar, tehlikeler ve ani krizler her an kapıdadır. Bir SWAT ajanıyla bir doktorun aşkı, sadece duygusal değil, hayatla ölüm arasındaki ince çizgide yaşanacaktır.
Hikâye, hayali bir ülke olan Bhutin'de geçmektedir. Bhutin'in Veliaht Prensi In ile sıradan ama güçlü bir aileden gelen Kaning, aileleri arasındaki eski bir söz üzerine evlenmek zorunda kalırlar. Bu evlilik başlangıçta sadece bir sorumluluktan ibarettir — duygulardan değil, görevden doğmuştur.
Ancak bu evlilikten önce Prens In’in hayatında çok özel bir kişi vardır: Minnie. Minnie ile olan ilişkisi o kadar derindir ki, dışarıdan bakanlar onu neredeyse Prens’in sevgilisi sanır. Prens In, bir zamanlar Minnie’ye evlenme teklif etmiş ama Minnie onu reddetmiştir. Şimdi ise pişmanlık içindedir; yaptığı hatanın farkına varmış ve Prens In’i geri kazanmak istemektedir.
Diğer yandan, tahtta gözü olan bir başka isim daha vardır: Eski Veliaht Prenses. O, kendi oğlunun —Prens In’in kuzeni— tahta geçmesi için entrikalar çevirmekte ve Prens In’in itibarını zedelemeye çalışmaktadır. Saray, görünenden çok daha karmaşık ve tehlikelidir.
Tüm bu karmaşanın ortasında, Prens In ve Kaning her gün birlikte zaman geçirdikçe birbirlerini daha iyi tanımaya başlarlar. Başta soğuk ve mesafeli olan ilişkileri, zamanla yerini saygı ve anlayışa, ardından da gerçek bir aşka bırakır.
Ancak Minnie’nin geri dönüşü, Eski Prenses’in taht oyunları ve geçmişin gölgeleri bu yeni gelişen ilişkiyi tehdit etmektedir.
Gizemli bir ruh değişimi sonucunda, Chen Jing'an ve Zhu Niannian sabah uyandıklarında kendilerini birbirlerinin bedenlerinde bulurlar. Artık Jing'an, gizli kimliğini koruyan bir zengin mirasçı, Niannian ise Jing'an'ın uzun süredir kalbinde sakladığı gizli aşkının kız kardeşi olmuştur.
Bu beklenmedik durum karşısında şoke olan ikili, ruhlarının neden ve nasıl yer değiştirdiğini anlamaya çalışırken Chen Changning adlı gizemli ve zeki bir gencin yardımını alırlar. Ancak gerçeğe yaklaştıkça işler daha da karmaşık bir hâl alır. Çünkü bu ruh değişiminin ardında yalnızca doğaüstü bir olay değil, aynı zamanda bastırılmış duygular, gizli aile sırları ve kaderin çözülmemiş düğümleri vardır.
Chen Jing'an, zengin bir hayatın karmaşası ve sosyal baskılarıyla yüzleşirken; Zhu Niannian, Jing’an’ın geçmişine ve kalbinde sakladığı duygulara adım adım yaklaşır. Bu süreçte her ikisi de sadece başkasının hayatını değil, kendi iç dünyalarını da tanımaya başlar.
Gerçeğe yaklaştıklarında, çözümün düşündüklerinden çok daha derin ve duygusal olduğunu keşfederler. Ruh değişiminin ardındaki asıl neden, onları asla tahmin etmedikleri bir yola sürükler—bu yol, hem kalplerinin hem de kaderlerinin değişeceği bir yolculuktur.
Üniversite giriş sınavında başarısız olduktan ve kariyer hayatında zorluklar yaşadıktan sonra, Gu Xuejiao beklenmedik bir şekilde lise yıllarına geri gönderilir. Hayatındaki bu ikinci şansı değerlendirmeye kararlı olan Gu Xuejiao, önceki hatalarından ders çıkarır ve aşkı ikinci plana atarak başarıyı önceliği hâline getirir. Artık tek hedefi vardır: akademik olarak zirveye ulaşmak ve sağlam bir kariyer inşa etmek.
Geçmişte duygusal ilişkilerin peşinden giderek zaman kaybettiğini fark eden Gu Xuejiao, bu kez tüm enerjisini derslerine ve geleceğine yönlendirir. Ancak bu süreçte, tamamen kaçınmak istediği bir şey başına gelir: beklenmedik bir aşk. Fakat bu aşk, önceki ilişkelerinden farklıdır. Bu seferki ilişki, onu yoldan saptırmak yerine, motive eder ve daha güçlü biri olmasına katkı sağlar.
Gu Xuejiao ve partneri, birbirlerine yalnızca duygusal anlamda değil, aynı zamanda hayata karşı duruşlarında da ilham verir. Birlikte büyür, gelişir ve kendi potansiyellerinin farkına varırlar. Bu aşk, sadece bir duygu değil; aynı zamanda kişisel gelişimlerinin bir parçası hâline gelir.
Efsanelere konu olmuş, savaş meydanlarının ilahi generali Chu Beichi…
Bir ihanet sonucu komaya girer ve herkes tarafından ölü sanılır. Yıllar sonra, kimliğini gizleyerek kendi hanesine, adı bilinmeyen sıradan bir oğul olarak geri döner.
Ama o, sıradan biri değildir. Sessizliğinin ardında yatan güç, zekâ ve stratejiyle yükselişe geçer. Askerî dehası kısa sürede dikkat çeker. Hanedanlar arası gerilimler, gölgelerde dönen saray entrikaları ve ülke içindeki ihanetler bir bir ortaya çıkmaya başlar.
Chu Beichi, sadece ailesinin değil, tüm ulusların kaderini ellerinde tutmaya başlar. İsyanları bastırır, krallıkları dize getirir, düşmanları yok eder…
Ancak onun gerçek amacı, yalnızca zafer değil — parçalanmış bir dünyayı tek bayrak altında birleştirmektir.
"Kimliği unutulmuş bir adam, kaderin yeniden yazarı olur."
Ye Nanzhao’nun hayatı, bir zamanlar güvendiği adam —eski kocası— tarafından ihanete uğradığında altüst olur. Hem evliliğini hem de en kıymetlisi olan kızını kaybeder. Adalet aramak için yola çıktığında ise kaçırılır ve korkunç bir kaderle yüzleşir: ölü bir kadının kimliğini alarak bambaşka bir hayat sürmek zorunda kalır.
Artık kimse onu Ye Nanzhao olarak tanımamaktadır. Yeni kimliğiyle, varlıklı bir ailenin saray gibi konağında cariye olarak yaşamaya başlar. Fakat geçmiş, onu bırakmaz. Günün birinde karşısına çıkan aile damadı, başka hiç kimse değil, eski kocasıdır.
Yalanların, ihanetlerin ve sırların gölgesinde, Nanzhao hem kimliğini hem de kızını geri almak için sessiz ama kararlı bir mücadele başlatır. Bu kez daha güçlüdür. Çünkü artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştır —intikam dışında.
Dışarıdan bakıldığında zarif, sakin ve nazik bir kadın… Ama içinde sarsılmaz bir irade, sarsılmayan bir savaşçı ruh saklı. O, halkı için kılıç kuşanmış bir kadın general.
Karşısında ise sessizliğiyle korku salan, soğuk bakışlarının ardında fırtınalar taşıyan, dövüş yetenekleriyle efsaneleşmiş bir erkek general.
İki zıt kutup, aynı amaç uğruna birleşir:
Saray entrikalarını ortaya çıkarmak, mazlumların sesi olmak ve imparatorluğun sınırlarını tehdit eden tehlikeleri yok etmek.
Ancak düşman yalnızca dışarıda değildir… Güvenin sarsıldığı, sadakatin sorgulandığı bu dünyada, yalnızca birbirlerine sırtlarını dayayarak ayakta kalabilirler.
Ve belki de bu ortak mücadele, onları sadece savaş meydanlarında değil, kalplerinde de aynı cepheye çekecektir.