Mütevazı bir ailede yetişen Shen Xiao, hayatını tek bir hedefe adar: Devlet kademesinde yükselerek babasının ölümünün ardındaki gerçeği ortaya çıkarmak. Yıllar boyunca büyük bir azimle çalışır ve kaderini değiştirecek imparatorluk sınavına hazırlanır. Ancak hayatı, Prenses Zhao Yang (Li Shu) ile yaşadığı beklenmedik bir gecelik karşılaşmanın ardından tamamen değişir. Prenses, bu olayın ardından onu hiçbir şey olmamış gibi geride bırakırken Shen Xiao, yaşadığı aşağılanmayı unutamaz.
Kısa süre sonra imparatorluk sınavını birincilikle kazanarak sarayın dikkatini çeken Shen Xiao, yeni düzenlenen Luming Ziyafeti'nde ilk kez İmparator'un huzuruna çıkar. Herkes onun ödüllendirilmeyi beklediğini düşünürken, Shen Xiao cesur bir adım atarak ilk arzuhalini sunar. Ancak bu dilekçe bir övgü değil, "savurgan ve sefahat düşkünü" olarak gördüğü Prenses Zhao Yang hakkında resmî bir suçlamadır.
Bu beklenmedik hamle, saraydaki siyasi dengeleri altüst eder. Shen Xiao ile Prenses Zhao Yang arasındaki çatışma giderek daha karmaşık bir hâl alırken, ikili kendilerini entrikalar, gizli sırlar ve iktidar mücadelelerinin tam ortasında bulur. Geçmişte yaşananların ardındaki gerçekler gün yüzüne çıktıkça, düşmanlıkla başlayan ilişkileri güvene, ardından da kaderlerini değiştirecek güçlü bir aşka dönüşmeye başlar.
Ha Yeong, çocukluğundan itibaren sürekli taşınarak geçen bir hayatın ona öğrettiği tek şeyle yaşar: bağlanmamak. İnsanlar gelir geçer, şehirler değişir, verilen sözler tutulmaz. Bu yüzden kalbini korumanın en güvenli yolunun mesafe koymak olduğuna inanır. Ta ki Hui Won ile tanışana kadar.
Aynı okulda yolları kesiştiğinde, Ha Yeong ilk kez birine gerçekten yaklaşır. İkisi birlikte, yetişkin olduklarında mutlaka yapacakları şeyleri yazdıkları bir defter hazırlarlar: hayaller, küçük sözler, ertelenmiş mutluluklar… Adını da koyarlar: Ebedî Liste. Bu liste, yalnızca geleceğe dair bir plan değil; birbirlerine verdikleri sessiz bir vaattir.
Ancak Hui Won bu sözü bozduğunda, Ha Yeong’un dünyası aniden durur. Zaman ilerlemeye devam ederken, onun için her şey donup kalır. Acıdan ve hayal kırıklığından kaçmak için kendini hayattan soyutlar; bir kafede çalışmaya başlar ve adeta görünmez olmak istercesine tavan arasına çekilir. Orası, geçmişin yankılarından saklandığı küçük bir sığınak hâline gelir.
Derken bir gün, elinde kayıp Ebedî Liste defteriyle biri çıkagelir: Do Un. Bu beklenmedik karşılaşma, Ha Yeong’un durdurduğu zamanı yeniden harekete geçirir. Do Un’un varlığı, yalnızca eski bir defteri değil, gömülü kalmış duyguları ve yarım bırakılmış sözleri de gün yüzüne çıkarır.
Geçmişten gelen bir vaat, bugünü onarmaya yeter mi?
Kırılmış bir kalp, yeniden atmayı öğrenebilir mi?
Bu hikâye; kaçılan anılar, tutulamayan sözler ve zamanı durduramayacağımız gerçeği üzerine kurulu, sessiz ama derin bir iyileşme yolculuğu anlatır. Bazen bir defter, bazen bir yabancı, bazen de geçmişten kalan tek bir cümle… insanı yeniden hayata döndürmeye yetebilir.
Memur olma hayalinden vazgeçen Seul Mi, hayatına yeni bir yön vermek ister. Uzun süredir monoton geçen günlerinin ardından, şehir merkezindeki küçük ama popüler bir pub olan “Sol&Pub”’da yarı zamanlı bir iş bulur. Yeni bir başlangıç, yeni deneyimler ve belki biraz da romantizm ummaktadır. Ancak hayat, onun için bambaşka planlar hazırlamıştır.
Seul Mi, kısa sürede bu işin göründüğü kadar kolay olmadığını anlar. Sert mizaçlı, inatçı iş arkadaşları, birbirine zıt karakterler ve sürekli sorun çıkaran müşteriler yetmezmiş gibi, bir de bencil ve sorumluluklarını başkalarına yüklemeyi alışkanlık haline getirmiş bir müdür vardır.
Ancak tam da bu kaosun içinde, garip bir kimya doğar. Tartışmaların, yanlış anlamaların ve ufak rekabetlerin ortasında, Seul Mi ve mesai arkadaşları arasında yavaş yavaş kıvılcımlar yanmaya başlar. Her şeyin ters gittiği bu küçük pub, zamanla onların hem sınandığı hem de birbirine yaklaşmayı öğrendiği bir sahneye dönüşür.
“Sol&Pub”, mizah dolu anlarıyla, modern şehir yaşamının baskıları altında filizlenen sıcak bir aşk hikayesini anlatıyor.
Çünkü bazen, hayat planladığın gibi gitmez ama belki de tam o anda, kalbin gerçekten atmaya başlar.
Matsuri Amamiya, annesinin yeniden evlenmesiyle birlikte kendini karmaşık bir ailenin içinde bulur. Üvey kardeşleri, herkesin tanıdığı ünlü üçüzlerdir: biri popüler bir şarkıcı, diğeri sporun yıldızı, bir diğeri ise dâhi bir öğrenci. Ancak dışarıdan kusursuz görünen bu üçlü, evin içinde sürekli kavga eden, birbirleriyle bağlarını koparmış halde yaşayan gençlerdir.
Matsuri, parçalanmış bu aileyi bir araya getirme hayali kurar. Sıcak kalbi ve sabırlı tavırlarıyla üçüzlerin arasındaki buzları yavaş yavaş eritmeye başlar. Küçük jestleri, aile yemeklerinde kurduğu köprüler ve kavgaları tatlı dille çözme çabaları sayesinde kardeşlik bağları yeniden filizlenir.
Tam her şey yoluna girmeye başlarken, üçüzlerden biri Matsuri’ye beklenmedik bir şekilde aşkını itiraf eder. Bu itiraf, Matsuri’nin kurmaya çalıştığı hassas dengeyi altüst etme tehlikesi taşır. Aile bağları mı ağır basacaktır, yoksa kalbinin sesi mi?
1980’lerin renkli ama bir o kadar da zor günlerinde, bir adamın kalbini sarsan ilk aşk hikâyesi, iki genç kadın otobüs rehberinin kaderleriyle kesişir.
Bir yanda hayat dolu, neşeli ve hayallerine sıkı sıkıya bağlı Ji-young, diğer yanda olgun, sorumluluk sahibi ama içinde kırılganlıklar taşıyan Mi-sook vardır. İkisi de otobüslerde yolculara rehberlik eden genç kadınlardır. Bir gün, tesadüfen aynı adamla yolları kesişir: saf, umut dolu ve ilk aşkını arayan Hyun-woo.
Hyun-woo’nun hayatına girmesiyle, bu üç gencin dünyası değişir. Ji-young ona aşkın heyecanını ve özgürlüğünü tattırırken, Mi-sook ona sadakatin, fedakârlığın ve derin bir sevginin ne demek olduğunu gösterir. Ancak Hyun-woo’nun kaderi, yalnızca birini seçmek değil, her iki kadının da hayatında unutulmaz bir iz bırakmaktır.
Arka planda ise 1980’lerin gençliğinin parıltısı vardır: diskolarda çalan şarkılar, renkli moda, ilk maaş heyecanı, hayallerle dolu günler… Hepsi kahkahalar, dostluklar ve gözyaşlarıyla harmanlanır.
Shi Fake, nüfuzlu ve zengin bir ailenin şımartılmış kızı olarak şehirde lüks ve rahat bir hayat sürmektedir. Alışveriş, partiler ve sosyal etkinlikler onun günlük rutininin bir parçasıdır. Her şeye sahip görünse de, yaşamı yüzeyde parıldayan ama içten içe boş bir dünyadır.
Bir gün, dağlardan gelen esrarengiz ve cesur bir yabancıyla yolu kesişir: Lu Chi. O, ikinci nesil bir haydut olmasına rağmen kaba saba değil, zeki, becerikli ve bir o kadar da karizmatiktir. Şehre gelme amacı ise çok kişisel ve ciddi: Yıllar önce kaybolan küçük kız kardeşini bulmak.
İlk karşılaşmaları tam anlamıyla bir felakettir: Shi Fake’in kibirli tavırları ve Lu Chi’nin patavatsız dürüstlüğü büyük bir çatışma yaratır. Ancak kader, yollarını tekrar tekrar kesiştirir. Zıt dünyalara ait olmalarına rağmen, aralarındaki çekim giderek artar.
Shi Fake, Lu Chi’nin hayat mücadelesini gördükçe kendi değerlerini sorgulamaya başlar. Lu Chi ise, Shi Fake’in gösterişli hayatının ardındaki kırılgan kalbi fark eder. Küçük kız kardeşin gizemi çözülmeye başladıkça, ikili hem birlikte savaşır hem de birbirlerini tanımaya başlar.
Natsumi, sakin ve kendi halinde bir kadındır. Aşk konusunda utangaç ve içine kapanıktır, duygularını ifade etmekte zorlanır. Bir gün bir içki partisinde Haruto adında biriyle tanışır. Gece ilerledikçe Haruto sarhoş olur ve farkında olmadan başını Natsumi’nin omzuna koyarak uyuyakalır. Natsumi şaşkın ama bu masum yakınlıktan etkilenmiştir.
Ancak asıl tuhaflık bundan sonra başlar. O geceden sonra, Haruto her çarşamba akşamı saat 10:00’da Natsumi’nin evine gelir tek amacı onun omzunda uyumaktır. Natsumi, bu garip rutine önce anlam veremez, ama bir şekilde “çizgiyi aşmadan” gelişen bu samimiyet hoşuna gitmeye başlar.
Yine de Natsumi'nin içinde bir çelişki vardır. Kalbinde yavaş yavaş Haruto’ya karşı bir şeyler hissetse de, "Ne düşündüğümü anlayamayan erkeklerden hoşlanmam!" kuralını kendine sıkı sıkıya hatırlatır. Haruto ise duygularını açıkça ifade etmeyen, zaman zaman dalgın ama içten biridir. Aralarındaki ilişki, romantik ama bir o kadar da beceriksizce ilerler.
"Kalp Oyunu"
Enerjik, neşeli ve yerinde duramayan Alys, en yakın arkadaşının isteği üzerine gizemli ve soğuk biri olarak bilinen Drake Palma'yı baştan çıkarmayı kabul eder.
Plan oldukça nettir:
Drake’i kendine âşık edecek, ardından onun kalbini kırarak arkadaşının intikamını alacaktır.
Ancak işler hiç de planlandığı gibi gitmez.
Alys, Drake’in buz gibi dış görünüşünün ardında yaralı, derin ve duvarlar örmüş bir kalp keşfeder.
Başlangıçta yalnızca bir oyun olan ilişkileri zamanla karmaşık duygulara evrilir.
Alys, bir yandan en yakın arkadaşına olan sadakatini korumaya çalışırken, diğer yandan Drake’e karşı hissettikleriyle yüzleşmek zorunda kalır.
Drake ise, Alys’in neşesi ve samimiyeti karşısında ilk kez savunmasız kalır.
Ancak geçmişindeki karanlık sırlar ve güvensizlikleri, bu ilişkinin önüne sürekli engeller koyar.
Alys’in göreviyle duyguları çatışırken, ikisi de şu soruyla baş başa kalır:
Hattori Maika, Tokyo’nun elit otellerinden biri olan Bird Left’te çalışkanlığı ve zarafetiyle tanınan, içe dönük ama duygusal biri olarak bilinir.
İş yerindeki yoğun temponun arasında ona tutunma hissi veren tek şey, gizlice birlikte olduğu meslektaşı Matobe Narimitsu ile yaşadığı ilişkidir.
Ancak bir gün, Maika'nın dünyası başına yıkılır: Narimitsu’nun aynı şirkette başka bir kadınla da ilişki yaşadığını öğrenir.
Kalbi kırılmış, gururu incinmiş ve tüm inancı sarsılmıştır.
Tam bu sırada otelin yeni CEO’su Satori Shun sahneye çıkar. Karizmatik ama soğukkanlı tavırlarıyla tanınan Shun, Maika’ya ilginç bir teklif sunar:
Eğer Maika, onun sevgilisi rolünü oynarsa, hem ailesinin dayattığı evlilikten kaçmasına yardım etmiş olur hem de Narimitsu’yu kıskandırarak intikamını alabilir.
Maika tereddüt etse de, kırık kalbinin içinde bu sahte oyuna “evet” demeyi seçer.
Ancak sahte ilişkiler genellikle planlandığı gibi gitmez. Maika ve Shun, zamanla birbirlerinin yaralarını sarmaya başlarken, aralarındaki çizgiler bulanıklaşır.
Ofis dedikoduları, aile baskıları, eski aşkların hayaletleri ve gerçek duygularla yüzleşmek zorunda kalırlar.
Aşkın sahte olup olmadığını kim belirler? Kalp, bir oyunun içinde bile gerçekten sevebilir mi?