Hayaletleri görebilme yeteneğiyle hayatı tamamen değişen avukat Sin I Rang ile kusursuz sicile sahip elit avukat Han Na Hyeon’un yolları, sıra dışı bir hukuk mücadelesinde kesişir. I Rang, eski bir şamana ait evde hukuk bürosu açtıktan sonra hayaletleri görmeye başlar ve kısa sürede müvekkillerinin sıradan insanlar değil, dünyada adalet bulamamış ruhlar olduğunu fark eder. Dışarıdan güvenilir görünse de aslında çekingen ve sakar olan I Rang, trajik geçmişe sahip hayaletlerle karşılaştığında beklenmedik bir cesaret gösterir. Bazen yardım ettiği ruhların etkisi altına girerek onların kişilik özelliklerini geçici olarak üstlenir ve bu durum onda dramatik değişimlere yol açar.
Öte yandan Han Na Hyeon, bugüne kadar tüm davalarını kazanmış, başarıya takıntılı ve disiplinli bir avukattır. Ancak I Rang’a karşı bir davayı kaybetmesi, onun hayatındaki dengeleri sarsar. Başta hayaletlere inanmayı reddetse de gözlerinin önünde gelişen tuhaf olaylar Na Hyeon’u gerçeğe yaklaştırır. Zamanla ikili, dünyadan göçmüş bu “özel müvekkillerin” uğradığı haksızlıkları ortaya çıkarırken hem gizemli vakaları çözer hem de kendi geçmişlerindeki yaralarla yüzleşir.
Sigorta müfettişi Cha Woo Seok, müzayedeci Han Seol Ah’ın çevresinde gerçekleşen şüpheli ölümleri araştırmakla görevlendirilir. Önce bir meslektaşının ani ölümü, ardından Seol Ah’ın eski sevgililerinin benzer biçimde hayatını kaybetmesi, genç kadının suçlu mu yoksa hedef alınmış bir kurban mı olduğu sorusunu gündeme getirir. Tüm işaretler ona yönelse de hiçbir kanıt kesin değildir.
Gerçeğe ulaşmak için Woo Seok, Seol Ah’a yaklaşır ve sevgili rolü yapmayı kabul eder. Ancak bu tehlikeli oyun, ikisini sanat sahteciliği ve yüksek meblağlı sigorta dolandırıcılığı ağının içine çeker. Lüks müzayede salonlarının ışıltılı dünyasının ardında, takıntı ve kıskançlıkla beslenen karanlık bir düzen saklıdır.
Sahte bir ilişkiyle başlayan yakınlaşma, gerçek duygulara dönüşmeye başladıkça risk büyür. Woo Seok hem görevini hem de kalbini korumak zorundadır. Çünkü bu hikâyede aşk, gerçekten de ölümcül olabilir.
Aşk konusunda her zaman temkinli davranan, duygularını kolay kolay açmayan Li Xiao Xi için hayat planlı ve kontrollü ilerlemelidir. Geçmişte yaşadığı hayal kırıklıkları, onu daha ciddi ve mesafeli biri hâline getirmiştir. Bu yüzden Xiao Bei ile karşılaşması, başta onun için sıradan bir tesadüften ibaret görünür. Ancak sık sık yollarının kesişmesi, aralarındaki mesafeyi fark ettirmeden azaltır.
Xiao Bei’nin içtenliği, sabrı ve sarsılmaz sadakati, Li Xiao Xi’nin yıllardır ördüğü duvarları yavaş yavaş yıkar. Küçük jestler, samimi sohbetler ve paylaşılan anlar, aralarındaki bağı güçlendirir. Zamanla Li Xiao Xi, kalbini korumak için kurduğu savunmanın aslında onu yalnızlaştırdığını fark eder. Xiao Bei’nin desteğiyle aşka yeniden inanmayı öğrenirken, hayatının en gerçek ve sıcak duygusuyla yüzleşir.
Kaderinde cadılık yazılı olan Cai Zhao, sanılanın aksine neşeli ve hayat dolu bir genç kadındır. Ancak doğuştan gelen bu kader, onu Qingque Tarikatı’na katılmaya mecbur bırakır. Katı kurallarla yönetilen, disiplinin ve hiyerarşinin hâkim olduğu bu yapıda bireyselliğe yer yoktur. Cai Zhao, burada büyük bir katliamdan sağ kurtulmuş, içine kapanık ve herkesten şüphe duyan Chang Ning ile tanışır. Geçmişte yaşadıkları onu paranoyak ve mesafeli biri hâline getirmiştir.
Başlangıçta birbirine zıt görünen bu iki karakter, tarikat içindeki tuhaf olaylar ve saklanan gerçekler sayesinde yakınlaşır. Gizli tehlikeleri araştırdıkça, doğrucu ve şeytani tarikatlar arasındaki gerilimin sandıklarından çok daha derin olduğunu keşfederler. Bu süreçte Chang Ning’in gerçek kimliği yavaş yavaş gün yüzüne çıkar ve her şeyin dengesi değişir. Artık sadece hayatta kalmak değil, kaderi yeniden yazmak söz konusudur.
Loki ve Lorelei, Clark University’de art arda yaşanan tuhaf olayların sıradan tesadüfler olmadığını fark ettiklerinde yolları kesişir. Kampüs içinde işlenen esrarengiz vakalar, çözülmeyi bekleyen karmaşık bilmeceler ve öğrenciler arasında fısıltıyla dolaşan söylentiler, ikiliyi ortak bir araştırmaya sürükler. Loki’nin analitik zekâsı ve soğukkanlılığı, Lorelei’nin sezgileri ve cesaretiyle birleşince ortaya güçlü bir ekip çıkar.
Her ipucu onları üniversitenin geçmişine, saklanmış dosyalara ve üzeri örtülmüş olaylara götürür. Ancak gerçeğe yaklaştıkça tehdit de büyür; bazı sırların açığa çıkması istenmemektedir. Kampüsün duvarları ardında gizlenen büyük gerçeği ortaya çıkarmak, yalnızca zekâ değil, cesaret de gerektirir. Loki ve Lorelei için bu artık bir merak meselesi değil, geri dönüşü olmayan bir mücadeledir.
Geçirdiği ağır bir kazanın ardından hem işitme yetisini hem de hafızasını kaybeden Sunwoo Chan’ın hayatı bir anda altüst olur. Amerika’daki bir animasyon stüdyosunda çalışan, enerjisi ve neşesiyle çevresine ilham veren Chan, artık geçmişine dair hiçbir şeyi hatırlamamaktadır. Dışarıdan bakıldığında hâlâ pozitif bir karakter gibi görünse de, zihninin derinliklerinde çözülmeyi bekleyen karanlık sırlar vardır.
Onun hayatına beklenmedik şekilde giren kişi ise başarılı tasarımcı Song Ha Ran’dır. Üç kardeşin en büyüğü olan Ha Ran, disiplinli yapısı ve doğal yeteneği sayesinde mesleğinde saygın bir yere ulaşmıştır. İnsanlarla iyi ilişkiler kursa da kimseyi kalbine yaklaştırmamayı seçmiştir. Chan’ın iyileşme sürecinde yanında durdukça, aralarındaki mesafe yavaş yavaş kapanır. Geçmişin gölgeleri ve ortaya çıkan gerçekler, ikisini de derinden sarsarken; bu karşılaşma, her ikisinin de hayatını geri dönülmez biçimde değiştirir.
Bir grup yakın arkadaş, şehir dışında terk edilmiş gibi görünen gizemli bir kampüsü keşfettiklerinde bunun sıradan bir üniversite olmadığını kısa sürede anlar. Cehennem Üniversitesi olarak bilinen bu yerde her gece tüm kurallar ortadan kalkmakta, cinayet serbest bırakılmakta ve hayatta kalmak tamamen içgüdülere bağlı hâle gelmektedir. Güvenli sandıkları dostluklar korku ve şüpheyle çatırdarken, öğrenciler birbirlerinden bile kuşku duymaya başlar. Grubun en cesuru olan Zein, yalnızca kaçmayı değil, bu kanlı düzenin arkasındaki karanlık gücü ortaya çıkarmayı da kafasına koyar. Gizli tüneller, kayıp öğrenciler ve örtbas edilen deneyler arasında ilerledikçe, okulun bir hayatta kalma oyunundan çok daha fazlası olduğunu keşfeder. Hayatta kalmak için artık sadece koşmak değil, gerçeği açığa çıkarmak zorundadır.
Hikâye, lüks bir hayatın parıltısına ulaşmak için her şeyi göze alan gizemli Sarah Kim ile onun ardındaki gerçeği ortaya çıkarmaya kararlı dedektif Park Mu Gyeong etrafında şekillenir. Herkesin adını bildiği ama kimsenin gerçekten tanımadığı Sarah, üst segment bir markanın Asya yüzü olarak kusursuz bir yaşam sürüyormuş gibi görünür. Ancak bir cinayete kurban gitmesiyle birlikte bu parlak dünyanın ardındaki karanlık perde aralanır. Şiddet suçları biriminde görev yapan Mu Gyeong, soruşturmayı derinleştirdikçe Sarah’nın tek bir kişiden ibaret olmadığını, farklı kimlikler ve geçmişler arasında kaybolmuş bir hayat yaşadığını keşfeder. Gerçek ortaya çıktıkça, arzuların insanı nasıl dönüştürdüğü ve lüksün bedelinin ne kadar ağır olabileceği çarpıcı biçimde gözler önüne serilir.
Stajyer Wang Cui Hua, sıradan bir günün ortasında kendini bir romanın içine düşmüş halde bulur ve bu yabancı dünyada gerçek kimliğini gizleyen kudretli kral Xia Hou Dan’la karşılaşır. Başta birbirlerine güvenmekte zorlanan ikili, hayatta kalabilmek için istemeden de olsa aynı safta yer almak zorunda kalır. Saray entrikaları, kadim kehanetler ve ölümle burun buruna gelen kararlar arasında ilerlerken, Cui Hua modern aklıyla olaylara farklı bir bakış getirir; Xia Hou Dan ise yıllardır sakladığı gücünü ortaya koyar. Kaderin onlar için çizdiği yolları değiştirmeye çalışırken aralarında giderek derinleşen bir bağ oluşur. Bu bağ yalnızca ikisini değil, tüm krallığın geleceğini etkileyecek bir güce dönüşür. Hikâye, Qi Ying Jun’un “This Is Ridiculous” adlı popüler internet romanından uyarlanmıştır.
Fener Festivali gecesinde sarayda verilen görkemli ziyafet, Prenses Huai Si’nin gizemli ölümüyle kana bulanır. Olayı araştırmakla görevlendirilen başmuhafız Li Pei Yi ile zeki memur Xiao Huai Jin, ilk bakışta basit bir suikast gibi görünen vakada çok daha karanlık bir gerçeğe ulaşır. İpuçları ilerledikçe, prensesin aslında kendi ölümünü planladığı ortaya çıkar. Uğradığı ihanetler ve haksızlıklar yüzünden önce kendisini aldatan adamdan ve güçlü bir ailenin kızından intikam alan Huai Si, ardından zorla evlendirilmekten kurtulmak için Penglai Terası’ndan atlamıştır. Soruşturma burada bitmez; sarayın iç bölümünde peş peşe yaşanan esrarengiz olaylar, ikiliyi daha derin bir komploya sürükler. Li Pei Yi, on yıl öncesine uzanan bir cinayeti aydınlatırken, sağ vezir ve bir cariyeyi kapsayan büyük bir entrikayı da gün yüzüne çıkarır.