Hırslı ve zekâsıyla öne çıkan Zhou Ruoxi, sarayda yükselmek için aşkını ve kalbini feda eder. Gücü her şeyin önüne koyan bu seçim, hem onun hem de sevdiği adam Li Yan’ın trajik ölümüne yol açar. Ancak kader, Ruoxi’ye ikinci bir şans tanır. Gözlerini açtığında, ölümünden önceki zamana geri döndüğünü fark eder.
Bu kez amacı sadece iktidar değil, aynı zamanda Li Yan’ı korumak ve geçmişte yaptığı hataları telafi etmektir. Ancak en büyük engeli, sarayın hain entrikaları değil, eski benliğidir. Güce doymayan, acımasız ve ihtiraslı “önceki Zhou Ruoxi”, onun en zorlu rakibi olarak karşısına çıkar.
Ruoxi, kendi geçmiş seçimleriyle hesaplaşırken, aşk ile hırs arasında denge kurmak zorundadır. Li Yan’ı ölümden kurtarabilecek midir? Yoksa zaman, bir kez daha aynı acıyı yaşatacak mıdır?
Eun-soo, hayatını evine ve hasta kocasına adamış bir ev hanımıdır. Kocası ölümcül bir hastalığın pençesindedir ve giderek artan tedavi masrafları, Eun-soo’yu çaresizlik içinde boğmaktadır. Günlük hayatının tekdüzeliği, bir gün yanlışlıkla eline geçen uyuşturucu dolu bir çantayla tamamen altüst olur.
Bu çanta onu, gizemli ve ketum bir lise öğretmeni olan Yi-kyeong ile tanıştırır. Yi-kyeong, göründüğünden çok daha fazlasını saklayan, karanlık sırlarla dolu bir adamdır. İkili, kendilerini bir anda polislerin ve suç çetelerinin hedefinde bulur.
Peşlerindeki kişi ise tecrübeli ve inatçı bir dedektif olan Tae-gu’dur. Kanun uğruna her şeyi göze alan Tae-gu, bu kovalamacada Eun-soo’nun aslında bir suçlu mu yoksa çaresiz bir eş mi olduğunu anlamaya çalışırken kendi vicdanıyla da yüzleşmek zorunda kalır.
Eun-soo, bir yandan ölüm döşeğindeki kocası için para bulmaya çalışırken, diğer yandan Yi-kyeong’un karanlık oyunlarının içine çekilir. Ancak her adımda, kime güveneceğini bilmediği bir dünyada yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide yürür.
İşsizlik kaygısı, ağır borçlar ve belirsiz bir gelecek... Günümüz gençliğinin ortak hikâyesini yaşayan birkaç gencin yolları tesadüfen kesişir. Hayatta kalmaya çalışırken, kendilerini hiç ummadıkları bir yolculuğun içinde bulurlar.
Bir yanda paranın ve imkânların sınırsız olduğu, ama gerçek mutluluğun eksik kaldığı bir dünya… Diğer yanda, her şeye rağmen dostluğu, dayanışmayı ve kendi hayallerinin peşinden gitmeyi öğrenen gençler.
Karakterler arasında:
Deniz, üniversiteden yeni mezun, iş bulamayan bir mühendis.
Merve, sanatçı olma hayaliyle yaşayan ama borç yüzünden yarı zamanlı işlerde sürünen bir genç kadın.
Bora, ailesinden gizlediği büyük borçlarla mücadele eden bir beyaz yaka.
Selin, özgürlüğünü ararken ailesinin beklentileri arasında sıkışıp kalan bir öğrenci.
Birlikte çıktıkları bu yolculukta, hem hayallerini hem de gerçek benliklerini sorgulamaya başlarlar. Karşılaştıkları adaletsizlikler, toplumdaki uçurumları gözler önüne sererken; küçük umutlar, dayanışmanın ve cesaretin ışığını yakar.
Hua’ao şehri, her zaman disiplinli ve güvenli yapısıyla övünürken, bir anda sarsıcı cinayetler zinciriyle kaosa sürüklenir. Kurbanlar arasında hiçbir bağlantı yoktur; olay yerinde tek bir iz bile bırakılmaz. Ne görgü tanığı vardır, ne de güvenlik kameraları bir ipucu yakalayabilir. Polis teşkilatı, bu kusursuz cinayetler karşısında çaresizdir.
Sahneye, kusursuz çözüm oranıyla ün yapmış usta bir dedektif çıkar. Yıllardır açtığı her davayı başarıyla sonuçlandırmış, “yanılmaz” sıfatını kazanmıştır. Ancak bu kez karşısındaki düşman, zekâsını ve yöntemlerini onun kadar ustaca kullanmaktadır.
Araştırmalar ilerledikçe dedektif, şehrin karanlık yüzüyle karşılaşır:
Yeraltı ağları, siyasi entrikalar ve eski defterler yeniden açılır.
Cinayetlerin, yıllar önce çözülememiş bir dava ile bağlantılı olabileceği ortaya çıkar.
Katil, adeta dedektifle oyun oynar, onu sürekli yanlış yönlendirir.
Giderek artan baskı, dedektifi kendi zihinsel sınırlarıyla yüzleşmeye zorlar. Katilin attığı her adımda, “avlayan” ile “av” arasındaki çizgi giderek silikleşir. Artık sadece cinayetleri çözmek değil, hayatta kalmak da bir mesele hâline gelir.
Doğduğu günden itibaren “iblis” damgası yiyen Bai Xiaoying, insanların küçümseyici bakışları ve göklerin lanetiyle büyür. Babası uğradığı bir komplo sonucu öldürüldüğünde, Xiaoying’in tek arzusu intikam almak ve ölümsüzlüğe ulaşmaktır. Onun için ölümsüzlük, hem adalet hem de özgürlük demektir.
Kaderi ise onu beklenmedik şekilde Gece Tanrısı Ye Chenyuan ile bağlar. İlk başta birbirlerinden nefret eden, birbirine kelepçelenmiş gibi yaşamaya zorlanan ikili, zamanla göklerde dönen çok daha büyük bir oyunun parçası olduklarını keşfeder: Tanrılar âlemini karanlığa sürükleyecek bir komplo.
Bai Xiaoying, intikam hırsıyla yanarken Ye Chenyuan, karanlık ve ışık arasındaki ince çizgide yürüyen gizemli bir varlıktır. Aralarındaki bağ onları hem güçlendirir hem de zayıflatır. Xiaoying, babasının kan davası ile kalbinin yeni uyanan duyguları arasında sıkışırken, Ye Chenyuan da ilk kez bir ölümlünün uğruna fedakârlık yapmayı öğrenir.
Gerçek düşman ortaya çıktığında, ikili yalnızca tanrılara değil, kaderin kendisine karşı savaşmak zorunda kalır. Aşk, fedakârlık ve ölümsüzlük arasındaki seçim, onların göklerdeki geleceğini belirleyecektir.
Japonya’da yeni kabul edilen bir tıp dalı olan genel pratisyenlik, yalnızca hastalıkların değil, insanın tüm yaşamının tedavisini hedefler. Bu alanın öncülerinden biri olan Tokushige Akira, hastalarını dikkatle dinleyen, onların yalnızca şikâyetlerini değil, hikâyelerini de önemseyen bir doktordur.
Akira, her gün farklı hayatlarla karşılaşır: işini kaybedip stresle baş edemeyen bir baba, sırlarını saklayan bir genç kız, uzun yıllar eşine bakmış ama kendi sağlığını ihmal etmiş bir anne… Her birinde, semptomların ardında gizlenen acılar ve söylenemeyen gerçekler vardır.
Onun yöntemi basittir ama derindir: dinlemek. Sessizce, empatiyle, sabırla dinlediğinde, hastaların çoğunun aslında iyileşmeye giden yolun kapısını kendi sözleriyle araladığını görür.
Hastalıkların yalnızca bedende değil, kalpte ve ruhta da kök saldığını bilen Tokushige Akira, bazen bir teşhis koymaktan çok daha fazlasını yapar: insanlara hayatlarına yeniden umutla bakabilmeleri için yol gösterir.
Bu dizi, tıp dünyasının alışılmış soğuk yüzünü değil, insanın hikâyelerine dokunan şefkatli bir doktorun bakışını anlatır. Her bölüm, farklı bir hastanın öyküsünü işlerken, Akira’nın kendi geçmişindeki yaralarıyla da yüzleşmesine tanıklık ederiz.
1936 yılının çalkantılı Şanghay’ında, kader bir zamanlar ayrılmış iki eski çocukluk arkadaşını yeniden bir araya getirir. Biri, yeraltı dövüş turnuvalarında adını duyuran inatçı bir dövüşçü; diğeri ise ticarette ustalaşmış, görünürde lüks ve ihtişam içinde yaşayan bir iş adamıdır.
Yıllar önce dostlukları kopmuştur: farklı yollar seçmiş, farklı ideallere sarılmışlardır. Ancak yaklaşan fırtına ülkenin işgal tehdidi ve halkın baskı altındaki yaşamı onları yeniden aynı safta buluşturur.
İlk buluşmaları gergindir; güvensizlik, geçmişten kalan kırgınlıklar ve karşıt hayat tarzları onları karşı karşıya getirir. Fakat çok geçmeden, her ikisi de aynı vatansever amaç uğruna savaşmak zorunda olduklarını fark eder. Birlikte, Shanghai’ın arka sokaklarından yüksek sosyeteye kadar uzanan gizli operasyonlarda yer alır, düşmanlarla mücadele eder ve kendi içlerindeki çatışmaları aşmaya çalışırlar.
Bu yolculuk, yalnızca ülkeyi savunmak için verilen bir mücadele değil, aynı zamanda dostluğun yeniden doğuşu ve iki farklı kaderin tek bir amaçta birleşmesinin öyküsüdür.
Gençlik yıllarından yetişkinliğe uzanan yolculukta, iki yakın arkadaş arasında sıcaklık ve gizli bir gerilimle örülü bir bağ oluşur. Birlikte hayaller kurar, tartışır, sonra da hayatın farklı yönlere sürüklediği yetişkinler haline gelirler.
Yıllar sonra kader onları yeniden bir araya getirir. Arkadaşlardan biri ağır bir hastalıkla karşı karşıyadır ve diğerine tek bir ricada bulunur:
“Son günlerimde yanımda kalır mısın?”
Bu yeniden buluşma, sadece vedalaşmanın değil, geçmişle yüzleşmenin de kapısını aralar. Kahkahalarla hüzünlü anılar iç içe geçerken, ikisi de dostluklarının aslında ne kadar derin ve dönüştürücü olduğunu yeniden keşfeder.
Hikâye, ayrılıkla değil; hayatı kutlamanın, affetmenin ve sevginin en saf hâlini anlamanın öyküsüdür.
Dövüş sanatları romanlarına tutkuyla bağlı genç Xiao Mingming, bir gün kendini okuduğu hikâyelerden birinin içinde bulur. Artık o, romanın kahramanı Xiao Qiushui’dir. Yepyeni bir kurgusal dövüş sanatları dünyasında, genç ve idealist bir delikanlı olarak yolculuğa başlar.
Başlangıçta heyecanlı ama tecrübesiz olan Xiao Qiushui, çıktığı yolda dostluklar kurar, düşmanlarla yüzleşir ve hayatın zorluklarıyla olgunlaşır. Kimi zaman ihanete uğrar, kimi zaman da ummadığı destekçiler bulur. Her mücadele, hem dövüş yeteneklerini hem de karakterini şekillendirir.
Zamanla, sıradan bir hayalperest gencin; adalet, sorumluluk ve fedakârlıkla yoğrularak asil bir kahramana dönüşümünün hikâyesi anlatılır. Onun yolculuğu sadece kılıç ve yumruklarla değil, aynı zamanda kalbiyle verdiği sınavlarla da doludur.
Bir gün, süpermarketin hemen yanındaki apartman dairesinde bir ceset bulunur. Olay başta sıradan bir cinayet gibi görünse de, genç market çalışanı Dae-sung için işin içinde garip bir şeyler vardır. Polis araştırması yavaş ilerlerken, Dae-sung’un merakı ağır basar. Ona, her şeye burnunu sokmayı seven annesi ve meraklı sevgilisi Ah-hee de katılır.
Üçlü, katilin izini sürmek için marketin kayıtlarına ve müşterilerin fişlerine göz atmaya karar verir. İlk bakışta sıradan alışveriş listeleri gibi duran bu fişler, aslında cinayetin ardındaki gizemi çözebilecek küçük ipuçları taşımaktadır: alışılmadık saatlerde alınan ürünler, birbirine bağlanan alışveriş alışkanlıkları ve kimliği saklanan müşteriler…
Her fiş, onları farklı bir şüpheliye yönlendirirken, aynı zamanda aile bağlarını ve ilişkilerini de sınar. Dae-sung, annesinin kontrolcü tavırlarıyla; Ah-hee ise, Dae-sung’a olan güveniyle yüzleşmek zorunda kalır. Cinayetin ardındaki gerçek, düşündüklerinden çok daha yakındır ve sıradan bir market fişi, herkesi sarsacak karanlık bir sırrı açığa çıkaracaktır.