1990’lı yıllarda ayrılmaz bir üçlü olan Zhang Xiao Man, Xia Lei ve Yan Xiao Dan, çocukluklarını aynı sokaklarda geçirir; hayallerini, korkularını ve sırlarını birbirleriyle paylaşırlar. Ancak büyüdükçe hayat onları farklı yönlere savurur. Biri büyük bir şehre taşınır, diğeri yurt dışına gider, bir diğeri ise kariyerinin peşinden koşarken memleketinden uzaklaşır. Yıllar sonra, tesadüfi bir vesileyle doğdukları şehre dönmeye karar verirler. Bu dönüş, sadece bir ziyaret değil, geçmişle yüzleşme anlamına gelir. Eski anılar tazelenirken, artık gençlik hayallerinin yerini sorumluluk ve bilinç almıştır. Üçlü, bireysel başarıdan çok yaşadıkları kente katkı sağlamayı seçer. Dostlukları bu kez nostaljiyle değil, ortak bir amaçla güçlenir; doğdukları şehrin geleceğini birlikte şekillendirmeye koyulurlar.
VR flört şirketinin karizmatik CEO’su, ironik biçimde aşka inanmayan bir adamdır. İnsanların duygularını algoritmalarla eşleştirirken kendi kalbini görmezden gelir. Öte yanda, başkalarının hislerini anlamakta zorlanan ve duygularını kelimelere dökemeyen bir belgesel yazarı vardır. Bu iki yaralı ruhun yolu, hem tatlı hem de zaman zaman sert yüzünü gösteren olaylarla kesişir. Hikâye, VR kör buluşma fikrini kuşakları aşan bir romantik komediyle harmanlarken, teknoloji ile insan kalbi arasındaki mesafeyi sorgular. %100 uyumlu yapay zekâsıyla “aşk çağını” başlatan idealist programcı Yun Bi A ve analog dünyaya tutunan romancı Han Seon Ho da bu karmaşık ağın parçasıdır. Yüzeye çıkan sırlar arttıkça, herkes kendi travmasıyla yüzleşmek zorunda kalır; çünkü gerçek bağ, hiçbir yazılımla kusursuzca hesaplanamaz.
Küçük ama stratejik öneme sahip bir ülkenin genç prensesi, taç giyme töreninin hemen ardından beklenmedik bir suikast tehdidiyle karşı karşıya kalır. Saray içindeki güç dengeleri sarsılmış, kime güvenileceği belirsiz hâle gelmiştir. Güvenliği sağlamak amacıyla gizlice Tayland’a gönderilen prensesin korunması görevi, geçmişi sırlarla dolu deneyimli bir ajana verilir. Resmiyette sıradan bir görev gibi görünen bu sorumluluk, kısa sürede çok daha karmaşık bir hâl alır. Prenses hem ülkesinin yükünü hem de kendi korkularını taşırken, koruması onun yalnızca güvenliğini değil, kalbini de korumak zorunda kalır. Yabancı bir ülkede saklanırken aralarındaki mesafe giderek azalır; tehdit büyüdükçe güven, sadakat ve duygular sınanmaya başlar.
Bir grup yakın arkadaş, şehir dışında terk edilmiş gibi görünen gizemli bir kampüsü keşfettiklerinde bunun sıradan bir üniversite olmadığını kısa sürede anlar. Cehennem Üniversitesi olarak bilinen bu yerde her gece tüm kurallar ortadan kalkmakta, cinayet serbest bırakılmakta ve hayatta kalmak tamamen içgüdülere bağlı hâle gelmektedir. Güvenli sandıkları dostluklar korku ve şüpheyle çatırdarken, öğrenciler birbirlerinden bile kuşku duymaya başlar. Grubun en cesuru olan Zein, yalnızca kaçmayı değil, bu kanlı düzenin arkasındaki karanlık gücü ortaya çıkarmayı da kafasına koyar. Gizli tüneller, kayıp öğrenciler ve örtbas edilen deneyler arasında ilerledikçe, okulun bir hayatta kalma oyunundan çok daha fazlası olduğunu keşfeder. Hayatta kalmak için artık sadece koşmak değil, gerçeği açığa çıkarmak zorundadır.
Hikâye, lüks bir hayatın parıltısına ulaşmak için her şeyi göze alan gizemli Sarah Kim ile onun ardındaki gerçeği ortaya çıkarmaya kararlı dedektif Park Mu Gyeong etrafında şekillenir. Herkesin adını bildiği ama kimsenin gerçekten tanımadığı Sarah, üst segment bir markanın Asya yüzü olarak kusursuz bir yaşam sürüyormuş gibi görünür. Ancak bir cinayete kurban gitmesiyle birlikte bu parlak dünyanın ardındaki karanlık perde aralanır. Şiddet suçları biriminde görev yapan Mu Gyeong, soruşturmayı derinleştirdikçe Sarah’nın tek bir kişiden ibaret olmadığını, farklı kimlikler ve geçmişler arasında kaybolmuş bir hayat yaşadığını keşfeder. Gerçek ortaya çıktıkça, arzuların insanı nasıl dönüştürdüğü ve lüksün bedelinin ne kadar ağır olabileceği çarpıcı biçimde gözler önüne serilir.
Stajyer Wang Cui Hua, sıradan bir günün ortasında kendini bir romanın içine düşmüş halde bulur ve bu yabancı dünyada gerçek kimliğini gizleyen kudretli kral Xia Hou Dan’la karşılaşır. Başta birbirlerine güvenmekte zorlanan ikili, hayatta kalabilmek için istemeden de olsa aynı safta yer almak zorunda kalır. Saray entrikaları, kadim kehanetler ve ölümle burun buruna gelen kararlar arasında ilerlerken, Cui Hua modern aklıyla olaylara farklı bir bakış getirir; Xia Hou Dan ise yıllardır sakladığı gücünü ortaya koyar. Kaderin onlar için çizdiği yolları değiştirmeye çalışırken aralarında giderek derinleşen bir bağ oluşur. Bu bağ yalnızca ikisini değil, tüm krallığın geleceğini etkileyecek bir güce dönüşür. Hikâye, Qi Ying Jun’un “This Is Ridiculous” adlı popüler internet romanından uyarlanmıştır.
Oyunculuk kariyerinin zirvesindeyken aşkı için her şeyden vazgeçen Chu Jing Xi, nişanlısı Qi Si Qin’in ihanetiyle sarsılır. Düğün gününde onun rezilliklerini herkesin önünde ortaya döküp ayrılır, ancak bu cesur çıkış kariyerinin dibe vurmasına neden olur. Yanında kalan tek kişi, menajeri ve en yakın dostu Yang Yang’dır. Onun desteğiyle kendi yapım şirketini kurmaya karar veren Chu Jing Xi, bu zorlu yolda yıllardır sessizce onu destekleyen hayranı He Zheng’le omuz omuza mücadele eder. Güçlü iş insanı Fu Si Nian’ın yardım ve aşk teklifine rağmen kalbi giderek He Zheng’e yönelir. Tam her şey yoluna girmeye başlamışken, eski nişanlısı özel fotoğraflarını sızdırarak ona yeni bir darbe vurur. Ancak Chu Jing Xi bu kez kaçmak yerine gerçeği cesurca savunur, itibarını geri kazanır ve hayatını yeniden inşa eder.
Fener Festivali gecesinde sarayda verilen görkemli ziyafet, Prenses Huai Si’nin gizemli ölümüyle kana bulanır. Olayı araştırmakla görevlendirilen başmuhafız Li Pei Yi ile zeki memur Xiao Huai Jin, ilk bakışta basit bir suikast gibi görünen vakada çok daha karanlık bir gerçeğe ulaşır. İpuçları ilerledikçe, prensesin aslında kendi ölümünü planladığı ortaya çıkar. Uğradığı ihanetler ve haksızlıklar yüzünden önce kendisini aldatan adamdan ve güçlü bir ailenin kızından intikam alan Huai Si, ardından zorla evlendirilmekten kurtulmak için Penglai Terası’ndan atlamıştır. Soruşturma burada bitmez; sarayın iç bölümünde peş peşe yaşanan esrarengiz olaylar, ikiliyi daha derin bir komploya sürükler. Li Pei Yi, on yıl öncesine uzanan bir cinayeti aydınlatırken, sağ vezir ve bir cariyeyi kapsayan büyük bir entrikayı da gün yüzüne çıkarır.
Hyeon Jin ile Tae Hyeong’un ilk karşılaşması tam bir felaket olur; birbirlerini yanlış anlayarak akıllarında son derece olumsuz bir izlenim bırakırlar. Hayatın onları yeniden bir araya getireceğini ve aynı çocuğun sorumluluğunu paylaşacaklarını ise asla tahmin etmezler. Trajik bir kazanın ardından küçük U Ju yetim kalınca, ikisi onu birlikte büyütmek zorunda kalır. Bir anda ebeveyn rolüne giren bu iki kusurlu yetişkin, yalnızca çocuk bakmayı değil, hayatı ve duygularını da yeniden öğrenir. Düzenine düşkün bir fotoğrafçı olan Tae Hyeong, kontrolünü kaybettiği bu yeni hayatta Hyeon Jin’e karşı beklenmedik hisler beslemeye başlar. Ablasını kaybeden Hyeon Jin ise U Ju’ya sahip çıkarak acısıyla baş etmeye çalışır. Başta güvenmediği Tae Hyeong’a zamanla yakınlaşsa da, kalbini dinlemesine engel olan korkular ve sorumluluklar vardır. Bu ortak yolculuk, ikisini de yavaş yavaş aşka sürükler.
Bir gün polis, engelli iki kişiyi kaçırdığı iddiasıyla Lee U Gyeom adlı bir adamı gözaltına alır. Soruşturma derinleştikçe olayın boyutu korkunç bir gerçeğe dönüşür: U Gyeom’un “tıbbi deney” adı altında tam 223 masum insanın ölümüne neden olduğu ortaya çıkar. Yarım bıraktığı tıp eğitimine rağmen tüm hastalıkları iyileştirebilecek bir teknoloji geliştirdiğini iddia eden adam, kanser gibi çaresiz görülen hastalıkların bile tedavi edilebildiğini savunur. Üstelik kendisi tarafından iyileştiğini söyleyen hastalar birer birer ortaya çıkmaya başlar. U Gyeom, bu yöntemi insanlığa açıklamayı kabul eder; ancak geçmiş suçlarından tamamen muaf tutulmayı şart koşar. Aksi halde intihar edeceğini söyler. Bu tehdit, herkesin kaderini bir çıkmaza sürükler. Beyin tümörü olan kızını kurtarmak isteyen bir avukat onu yaşatmaya çalışırken, savcı Chae Yeon adalet için U Gyeom’un en ağır cezayı almasını ister. Gerilim giderek büyür.