
Eun Ho, halk efsanelerinde dokuz kuyruklu tilki olarak bilinen kadim bir gumihodur. Ancak onu diğer gumiholardan ayıran çok net bir fark vardır: İnsan olmayı asla arzulamaz. Çoğu gumihonun peşinden koştuğu ölümlülük, duygu yoğunluğu ya da “gerçek bir hayat” fikri Eun Ho’ya anlamsız gelir. O, değişmeyen yüzünün ve tükenmeyen gençliğinin sunduğu özgürlüğün tadını çıkarır. Zaman onun için bir tehdit değil, eğlenceli bir oyundur. Yüzyıllar boyunca şehirler değişmiş, insanlar doğmuş ve ölmüş, medeniyetler yükselip yıkılmıştır; Eun Ho ise her defasında aynı sakin gülümsemeyle izlemeyi tercih etmiştir.
İnsan dünyasının yalnızca en keyifli yanlarını seçer. Lüks, zevk, eğlence ve anlık hazlar… Bunlar onun için yeterlidir. İnsanlaşmayı hızlandırdığına inanılan erdemlerden bilinçli olarak uzak durur; iyilik yapmaz, fedakârlık göstermez, derin bağlar kurmaz. Bunun yerine küçük bencillikler, zararsız yalanlar ve ufak kötülükler biriktirir. Çünkü bilir ki kalbi ne kadar saflaşırsa, insan olmaya o kadar yaklaşacaktır — ve bu, onun kaçmak istediği son şeydir.
Ta ki beklenmedik bir karşılaşma her şeyi altüst edene kadar.
Kang Si Yeol, dünyanın tanıdığı bir futbol yıldızıdır. Avrupa’nın en prestijli kulüplerinden birinde forma giyen, rekorlar kıran, milyonların hayran olduğu bir forvettir. Sahadaki başarısı kadar dış görünüşü ve karizmasıyla da dikkat çeker. Kameralar onu sever, markalar peşinden koşar. Si Yeol bunu çok iyi bilir ve bundan fazlasıyla keyif alır. Kendine hayranlığı, yeteneğiyle doğru orantılıdır. Hayatı kusursuz bir düzen içinde ilerler: Şöhret, para, başarı ve kontrol.
Ancak bir gün, Eun Ho’nun yolu onunkiyle kesişir.
Bu karşılaşma, iki “insanüstü” varlığın çarpışması gibidir: biri ölümsüzlüğe sırtını yaslamış bir efsane, diğeri kendi kusursuzluğuna inanan bir insan tanrısı. Eun Ho, Si Yeol’u ilk gördüğünde onu yalnızca eğlenceli bir oyuncak olarak görür. Si Yeol ise Eun Ho’nun karşısında, ilk kez hayranlık duymayan bir çift gözle karşılaşır. Bu, onun dünyasında bir çatlak yaratır.
Zamanla, Eun Ho’nun kurduğu mesafe çözülmeye; Si Yeol’un sarsılmaz özgüveni sorgulanmaya başlar. Eun Ho, farkında olmadan erdemlerden kaçtığı hayatında ilk kez bir şeyi kaybetmekten korkar. Si Yeol ise hayatında ilk defa kendini merkeze koymayan birine bağlanır.
Ve ikisi de bilmeden aynı soruyla yüzleşir:
Gerçekten değişmek istemeyen biri, değişmek zorunda kalırsa ne olur?

giriş yap.