Song Xiaoyu, sıradan bir genç kadındır.
Fakat bir gün, bilinmeyen bir güç tarafından kendini gizemli bir senaryo dünyasının içinde bulur.
Bu dünya, klasik bir romantik trajediye aittir ve Xiaoyu bu hikâyede yalnızca gözyaşları ve acıyla hatırlanan, erkek başrol tarafından terk edilmeye mahkûm olan trajik kadın karakterdir.
Başta bu durumun bir rüya ya da kısa süreli bir halüsinasyon olduğunu düşünür.
Ancak ne zaman senaryonun dışına çıkmaya kalksa, kendini tekrar eden ölümcül sonlarla karşı karşıya bulur.
Kaçmayı denedikçe dünya onu tekrar tekrar başlangıca savurur ve her seferinde daha da kırılgan hale gelen kader iplikleri arasında sıkışıp kalır.
Onu bu yazgıya iten kişi ise, hikâyenin soğukkanlı ve hesapçı başrolü Nan Heng'dir.
Xiaoyu ondan kaçmaya çalıştıkça kader onu Nan Heng’e daha da yakınlaştırır.
Ancak zaman geçtikçe Xiaoyu, bu dünyanın sadece bir kurgudan ibaret olmadığını; karakterlerin "rol yapmadığını", kaderin gerçekten onları yönlendirdiğini fark eder.
Her bir karakter, önceden belirlenmiş bir senaryoya zincirlenmiş gibidir.
Xiaoyu ise artık yalnızca hayatta kalmaya değil, kendi hikâyesinin yazarı olmaya kararlıdır.
Kaderini değiştirmek için savaşacak, Nan Heng’in kalbindeki sırları ortaya çıkaracak ve bu döngüyü kırmanın bir yolunu arayacaktır.
Jiang Jun, ekonomi ve psikoloji alanlarında eğitim almış, zeki, azimli ve idealist bir kadındır.
Yıllarını yardım kuruluşlarında çalışarak insanlara yardım etmeye adamıştır.
Ancak babasının ani ölümüyle birlikte hayatının yönü değişir.
Merhum babasının son dileği doğrultusunda, Çin’in önde gelen yatırım şirketlerinden biri olan MH Yatırım’da çalışmaya başlar.
Bu yeni dünyanın kuralları, Jiang Jun’un alışık olduğu insani ve duygusal değerlerle çatışır.
MH Yatırım; acımasız rekabetin, çıkar ilişkilerinin ve güçlü olanın ayakta kaldığı bir arenadır.
Dahası, burada karşısına çıkan kişi, çocukluk arkadaşı Yuan Shuai olur.
Ancak Yuan artık eski dostu değildir — şimdi sert, disiplinli ve duygularını bastırmış bir yöneticidir.
Onun gözünde Jiang Jun bu dünyaya ait değildir ve başta onu yıldırmak için her yolu dener.
Fakat Jiang Jun’un zekâsı, psikoloji bilgisi ve sarsılmaz direnci bu acımasız ortamda kısa sürede parlamasını sağlar.
Çevresindeki entrikaları fark ettikçe hem kendi pozisyonunu sağlamlaştırır hem de iş dünyasında kendi etik değerleriyle ilerleyebileceğini kanıtlar.
Bu süreçte Yuan Shuai ile aralarındaki çekişme yavaş yavaş yerini eski dostluğa, ardından da bastırılmış duygulara bırakır.
İkili hem işte hem aşkta sınanırken, birlikte büyümeyi ve yeniden güvenmeyi öğrenirler
Chong Yang, karanlık ve efsanevi Yongye Kabilesi’nin bir üyesidir.
Sonsuz yaşamla lanetlenmiş ruhuna son vermek için kadim bir ritüel gerçekleştirir: "Noctrose" adında nadir bir çiçek eker.
Bu çiçek ancak ruh sahibinin ölüm dileği karşılığında açar ve açtığında onu sonsuz uykusuna götürür.
Ancak Chong Yang’ın umduğu ölüm gelmez. Noctrose bir türlü açmaz.
Tam da her şeyden vazgeçtiği bir anda karşısına Ji Nanxing çıkar Yan Kabilesi’nden lanetli bir kız. Onun bedeninde taşıdığı lanet, ancak Chong Yang ile evlenirse bastırılabilir; aksi takdirde, hem onun hem kabilesinin sonunu getirecektir.
Biri ölmek ister, diğeri yaşamak için savaşır.
İstemeden de olsa birbirlerine bağlanan bu iki yabancı, kaderin ördüğü ağda hem birbirleriyle hem de kendi içlerindeki karanlıkla yüzleşmek zorunda kalır. Zamanla, karşılıklı nefret yerini anlayışa, ardından kalpleri saran derin bir aşka bırakır. Ancak bu aşk, ölüme susamış bir adamla hayata tutunmaya çalışan bir kızın arasında ne kadar yaşayabilir?
Çiçek açacak mı, yoksa kuruyup iki yüreği birden yakacak mı?
Üç büyük krallığa bölünmüş bir dünyada, Zhao Krallığı'nın asi prensesi Jiang Taohua, baskıcı İmparatoriçe Lv’nün kontrolünden kurtulmak için Wei Krallığı’na yapılan bir evlilik anlaşmasıyla saraydan ayrılmak zorunda kalır. Ancak Wei, dışarıdan güvenli görünse de, içten içe politik karmaşaların, güç mücadelelerinin ve ihanetlerin göbeğindedir.
Taohua, sarayın soğuk duvarları arasında kaderine boyun eğmişken, sürpriz bir karşılaşma onun hayatının seyrini değiştirir: Şansölye Shen Zaiye.
Soğukkanlı, stratejik zekâya sahip ve geçmişi sırlarla dolu bu adam, Wei Sarayı’nın perde arkasındaki gerçek gücüdür. Taohua ile aralarındaki ilk etkileşim düşmanlık ve güvensizlikle başlasa da, zamanla aralarındaki bağ karşılıklı saygıya ve giderek derinleşen duygulara dönüşür.
Ancak bu bağ kolayca yeşerecek bir aşk değildir. Zaiye’nin politik hedefleri ve Taohua’nın özgürlük arzusu sürekli çatışır. Her biri kendi geçmişinin hayaletleriyle, sarayın baskılarıyla ve ihanetin pusuda beklediği taht oyunlarıyla baş etmeye çalışırken, birlikte durmanın bedeli bazen kalplerinden daha ağır gelir.
Lin Yang, 31 yaşında, iş hayatında başarılı, sorumluluk sahibi bir kadındır.
Ancak dışarıdan parlak gözüken hayatının içinde ne bir evi ne de bir tutkusu vardır.
Kendi adına sahip olduğu tek şey, belki de yalnızlığıdır.
Hayatı planlı, düzenli ama duygusal olarak donuk ve monoton bir çizgide ilerlemektedir.
Bir gün aniden geçmişten tanıdığı biri tekrar karşısına çıkar:
Lu Zheng An, ondan 7 yaş küçük, zamanında yan dairede oturan ve çocukken abla dediği komşusu Lin Yang’a hayran bir genç adam.
Yıllar sonra yurt dışındaki eğitimini tamamlayıp ülkeye dönen Zheng An, sadece ona olan duygularını değil, hayatına dahil olma isteğini de beraberinde getirir.
Zheng An, Lin Yang’ın hayatına adım adım sızar: önce evine taşınır, ardından iş hayatına girer.
Lin Yang başta bu "küçük kardeş"e karşı mesafesini korumaya çalışır.
Kendi kendine onun hâlâ o küçük çocuk olduğunu tekrar tekrar hatırlatır.
Ama zamanla, Zheng An’ın içtenliği, kararlılığı ve çekiciliği karşısında duvarları yavaşça yıkılmaya başlar.
Zheng An’ın gelişiyle, Lin Yang’ın monoton dünyasında bir şeyler değişir.
Uzun süredir uyuyan kalbi uyanır, hayatına renk gelir.
Beş yüz yıllık inzivanın ardından kadim bir yetişimci olan Hua Zhaoyang, sonunda Göksel Âlem’e yükselir.
Ancak bu zaferin tam ortasında onu yıllardır içten içe kemiren bir gölge belirir: ezeli düşmanı Ye Tian.
Yüzleşme, savaşla değil, kaderle gelir.
Ye Tian’ın ruhu tamamen yok olmadan önce son bir arzu dile getirir Zhaoyang’ın, onun geçmişteki benliklerinden birini bulup içindeki kötülüğü silmesi.
Bu dileği yerine getirmeden Zhaoyang tam anlamıyla arınamayacak ve ruhani yükselişi tamamlanamayacaktır.
Zhaoyang, istemeyerek de olsa bu anlaşmayı kabul eder.
Böylece, ruhlar âleminden dünyaya tekrar iniş yaparak, Ye Tian’ın geçmişteki reenkarnasyonlarını aramaya başlar.
Her hayatta onu başka bir kimlikle, başka bir trajediyle karşısında bulur: bazen bir zalim savaş lordu, bazen bir terk edilmiş çocuk, bazen kendi korkularına yenik düşmüş bir âşık...
Her bir enkarnasyonda, Zhaoyang yalnızca Ye Tian’ın karanlığını dönüştürmeye çalışmaz; aynı zamanda affetmenin, kendini adamanın ve gerçek gücün ne demek olduğunu da öğrenir.
Göksel alemden gelen zarif bir cennet kızı olan Jiang Zhiyu, yeryüzünde bir görev sırasında kaderin oyunuyla Li Zu kabilesinden sıradan bir genç olan Jiang Jinghuai ile karşılaşır.
Aralarındaki fark gözle görülür: biri göklerin asil temsilcisi, diğeri ise sıradan halktan bir genç.
Fakat ruhları beklenmedik bir şekilde birbirini tanır, yakınlaşır... ve sonunda âşık olurlar.
Ancak bu aşk, sadece toplumun normlarına değil, kozmik düzene de aykırıdır.
Cennet ve yeryüzü arasındaki bu yasak ilişki, göksel muhafız Nangong Xiao tarafından fark edilir.
Jiang Zhiyu'nun yüksek konumunu tehdit eden bu bağ, göksel düzenin sarsılmasına yol açabileceğinden, ikiliye zorluklar ve sınavlarla dolu bir kader yazılır.
Zhiyu ve Jinghuai, yalnızca aşklarını değil, geçmişteki yanlış anlaşılmaları da çözmek zorundadır.
Çünkü ortaya çıkan sırlar yalnızca onları değil, tüm âlemleri tehdit eden büyük bir tehlikeyi de gün yüzüne çıkarır.
Birbirlerine olan inançlarıyla, farklı dünyalardan gelen bu iki ruh, hem kendi kalplerini hem de dünyayı kurtarmak için birlikte savaşacaktır.
Korunaklı bir hayat süren, kitaplardan ve saray duvarlarının dışındaki dünyadan habersiz olan Li Song'er, Zuimeng Krallığı'nın saf ama meraklı prensesidir.
Bir gece, okuduğu fantastik romanın içine beklenmedik şekilde çekilir.
Gözlerini açtığında kendini büyü ve savaşlarla dolu karanlık bir diyarın ortasında bulur.
Bu dünyada onu ilk karşılayan kişi, halk arasında korkuyla anılan Karanlık Lord Mo Xuan olur acımasız, güçlü ve gizemli.
Song'er’in eve dönmesinin tek yolu ise onunla olan kadim, mühürlü bir bağın çözülmesinden geçmektedir.
İkisi de bu kaderden hoşnut değildir, ama mecburen zoraki bir ortaklık kurmak zorunda kalırlar.
Zamanla, birbirlerine karşı duydukları önyargılar çatışmaya, çatışmalar tutkulara, tutkular da karmaşık bir bağa dönüşür.
Ancak bu yolculuk kolay olmayacaktır:
Mo Xuan’ın kalbindeki karanlık sırlar,
Song’er’in içindeki saklı güç,
Ve yazgının her ikisini de beklenmedik şekilde sınayacak planları...
Tüm bunlar, onları yalnızca kaderin değil, kendi duygularının da karşısında durmak zorunda bırakacaktır.
Aşk ve nefret arasında ince bir çizgide yürürken, her biri kendi dünyası için bir bedel ödemeye hazır mıdır?