
Hikâye, 2125 yılında, insanlığın yıldızlara doğru attığı en cesur adımların ardından, gelecekte tam yüz yıl sonrasında geçmektedir. İnsanlar, Dünya’nın sınırlı kaynakları ve artan nüfus baskısı nedeniyle 40 yıl önce Mars’a göç etmeye başlamış, kızıl gezegen artık yalnızca bir keşif noktası değil, kalıcı bir yuva hâline gelmiştir.
Günümüzde Mars’ta yaklaşık 100.000 insan, Dünya merkezli GUA (Gezegenlerarası Uzay Ajansı) tarafından yönetilen dev kolonilerde yaşamaktadır. Bu koloniler; kubbelerle kaplı şehirler, yapay atmosfer sistemleri ve ileri biyoteknoloji sayesinde ayakta durmaktadır. Ancak her şey bu kadar kontrollü ve düzenli görünse de, Mars hâlâ insana ait olmayan bir gezegendir ve bilinmeyene karşı sessiz bir tehdit barındırmaktadır.
Bir gün, Mars’ın uzak ve daha önce keşfedilmemiş bir bölgesinde, kaynağı ve amacı bilinmeyen gizemli bir nesne ortaya çıkar. İlk başta sıradan bir jeolojik anomali sanılan bu oluşum, kısa sürede olağanüstü özellikler sergilemeye başlar:
– Fizik kurallarına uymayan enerji dalgalanmaları,
– İnsan zihniyle etkileşime giren tepkiler,
– Zaman ve mekân algısını bozan etkiler…
Bu nesnenin varlığı yalnızca Mars’taki kolonilerde paniğe yol açmakla kalmaz, Dünya’da da küresel bir alarma neden olur. GUA, nesneyi kontrol altına almak için acil protokoller başlatırken, bilim insanları onun dünya dışı bir zekâya mı ait olduğu, yoksa insanlığın hiç bilmediği bir doğa yasasının ürünü mü olduğu sorusuna cevap aramaya başlar.
Ancak çok geçmeden acı bir gerçek ortaya çıkar:
Bu nesne sadece keşfedilmeyi bekleyen bir kalıntı değildir.
İnsanlığın varlığını, evrendeki yerini ve geleceğini sorgulatan bir anahtar niteliği taşımaktadır.
Mars’taki kolonilerde yaşayan insanlar, artık sadece hayatta kalma mücadelesi vermekle kalmayacak; Dünya’daki insanlıkla birlikte tek bir kaderi paylaşmak zorunda kalacaktır. Nesne, iki gezegen arasındaki hassas dengeyi tehdit ederken, bazıları onu insanlığın evrimindeki bir sonraki adım olarak görür, bazıları ise mutlak bir yok oluşun habercisi olduğuna inanır.
Bu hikâye;
insanın bilinmeyene olan açgözlü merakı,
kontrol etme arzusu,
ve tanrısal güce dokunmanın bedeli üzerine kurulu,
Mars ile Dünya’yı birbirine bağlayan epik, felsefi ve gerilim dolu bir bilimkurgu anlatısıdır.
Ve artık tek bir soru vardır:
İnsanlık bu keşfe hazır mıdır, yoksa kendi sonunu mu uyandırmıştır?

giriş yap.