Keşfet
Sıradaki dizini bul.
Türe, yıla ve ülkeye göre süz; beğendiğin sırada listele.
Filtreler:
2016–2018
When We Were Young
1996 yılında geçen hikâye, çalışkan ve azimli lise öğrencisi Yang Xi’nin hayatını değiştiren beklenmedik bir olayla başlar. Bir bisiklet hırsızını kovaladığı sırada okul laboratuvarında meydana gelen patlamada yaralanan Yang Xi, en büyük hayali olan uzun mesafe koşu yarışmasına katılma fırsatını kaybeder. Bu talihsiz kaza, onun için hem fiziksel hem de duygusal açıdan büyük bir yıkım olur.
Yeni okul dönemi başladığında ise karşısına daha da şaşırtıcı bir durum çıkar. Kazanın sorumlusu olan Hua Biao, aynı sınıfa transfer olmuş ve üstelik Yang Xi’nin sınıf başkanlığı unvanını da elinden almıştır. Zeki, enerjik ve biraz da başına buyruk bir fen dehası olan Hua Biao, kısa sürede sınıfın dikkatini çeker.
Başlangıçta sürekli çatışan Yang Xi ve Hua Biao, zamanla birbirlerini daha iyi tanımaya başlar. Arkadaşlıklar, ilk aşklar, hayal kırıklıkları ve gençliğin unutulmaz anıları arasında geçen bu hikâye, bir grup öğrencinin büyüme yolculuğunu sıcak ve nostaljik bir şekilde anlatır.
The Crown Princess
Küçük ama stratejik öneme sahip bir ülkenin genç prensesi, taç giyme töreninin hemen ardından beklenmedik bir suikast tehdidiyle karşı karşıya kalır. Saray içindeki güç dengeleri sarsılmış, kime güvenileceği belirsiz hâle gelmiştir. Güvenliği sağlamak amacıyla gizlice Tayland’a gönderilen prensesin korunması görevi, geçmişi sırlarla dolu deneyimli bir ajana verilir. Resmiyette sıradan bir görev gibi görünen bu sorumluluk, kısa sürede çok daha karmaşık bir hâl alır. Prenses hem ülkesinin yükünü hem de kendi korkularını taşırken, koruması onun yalnızca güvenliğini değil, kalbini de korumak zorunda kalır. Yabancı bir ülkede saklanırken aralarındaki mesafe giderek azalır; tehdit büyüdükçe güven, sadakat ve duygular sınanmaya başlar.
Love in the Moonlight
Tüm hayatı boyunca bir erkek kılığına bürünmek zorunda kalan genç bir Joseon kadını, kaderin cilvesiyle kendini sarayın kapılarında bulur. Kadın olduğunu gizleyerek, kraliyet sarayında harem ağası olarak görev yapmaya başlar. Sarayın ihtişamlı duvarları ardında, entrikalar, gizli ittifaklar ve acımasız güç mücadeleleri hüküm sürerken, onun en büyük sırrı her an açığa çıkma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Tam da bu gizemli dünyanın ortasında, veliaht prens ile yolları kesişir. Önceleri mesafeli ve kuşkulu başlayan karşılaşmalar, zamanla derin bir güvene, ardından da anlatılamaz bir bağa dönüşür. İki farklı kader, imkânsızlıklarla çevrili bir sarayda birbirine dokunmaya başlar. Ancak her yakınlaşma, hem genç kadının sırrını hem de prensin geleceğini büyük bir riske atmaktadır.
Bir kadın, kimliğini gizleyerek hayatta kalmaya çalışırken; bir prens, kalbini ve tahtını korumak zorundadır. Peki, yasaklarla dolu bu sarayda aşkın kıvılcımı yeşerebilir mi?
Princess Hours Thai
Hikâye, hayali bir ülke olan Bhutin'de geçmektedir. Bhutin'in Veliaht Prensi In ile sıradan ama güçlü bir aileden gelen Kaning, aileleri arasındaki eski bir söz üzerine evlenmek zorunda kalırlar. Bu evlilik başlangıçta sadece bir sorumluluktan ibarettir — duygulardan değil, görevden doğmuştur.
Ancak bu evlilikten önce Prens In’in hayatında çok özel bir kişi vardır: Minnie. Minnie ile olan ilişkisi o kadar derindir ki, dışarıdan bakanlar onu neredeyse Prens’in sevgilisi sanır. Prens In, bir zamanlar Minnie’ye evlenme teklif etmiş ama Minnie onu reddetmiştir. Şimdi ise pişmanlık içindedir; yaptığı hatanın farkına varmış ve Prens In’i geri kazanmak istemektedir.
Diğer yandan, tahtta gözü olan bir başka isim daha vardır: Eski Veliaht Prenses. O, kendi oğlunun —Prens In’in kuzeni— tahta geçmesi için entrikalar çevirmekte ve Prens In’in itibarını zedelemeye çalışmaktadır. Saray, görünenden çok daha karmaşık ve tehlikelidir.
Tüm bu karmaşanın ortasında, Prens In ve Kaning her gün birlikte zaman geçirdikçe birbirlerini daha iyi tanımaya başlarlar. Başta soğuk ve mesafeli olan ilişkileri, zamanla yerini saygı ve anlayışa, ardından da gerçek bir aşka bırakır.
Ancak Minnie’nin geri dönüşü, Eski Prenses’in taht oyunları ve geçmişin gölgeleri bu yeni gelişen ilişkiyi tehdit etmektedir.
Temperature of Love
Hyun-Soo, senarist olma hayaliyle yaşayan, yaratıcı ve kararlı bir genç kadındır. Yoğun iş temposundan ve gerçek hayattaki baskılardan kaçmak için geceleri internette "Jane" kullanıcı adıyla bir sohbet platformuna girer. Orada, kendini “Chakhan Seupeu” yani "İyi Çorba" olarak tanıtan biriyle karşılaşır. Sohbetleri kısa sürede samimi ve derin bir hal alır.
“Chakhan Seupeu” aslında Jung-Sun’dur sessiz, tutkulu ve hayalini gerçekleştirmek için çabalayan genç bir adam. Fransız mutfağına tutkuyla bağlıdır ve bir gün kendi restoranını açmayı istemektedir. Hayatları ekran başında kesişen bu iki yabancı, günün birinde tesadüfen ya da belki de kaderin bir oyunu sayesinde yüz yüze gelir.
Ancak gerçek dünya, sanal sohbetler kadar basit değildir. Aralarındaki bağ dijital sınırları aşabilecek mi? Hayalleri, aşkı ve gerçeği bir araya getirmek mümkün olacak mı?
The Ghost Detective
"Doğaüstü olayları araştıran hayalet dedektif Da Il, bir gün gizemli tavırları ve geçmişiyle dikkat çeken Woo Hye adında bir kadınla karşılaşır. Bu karşılaşma, onu sırlarla örülü ve normal kuralların işlemediği tuhaf bir olayın içine sürükler. Gerçek ile öteki dünya arasındaki sınırların bulanıklaştığı bu davada, Da Il hem Woo Hye’nin kim olduğunu çözmeye çalışacak hem de karanlık güçlerle yüzleşmek zorunda kalacaktır."
İstersen bu metni bir dizi tanıtımı, kitap özeti veya arka kapak yazısı şeklinde daha da genişletebilirim. Nasıl bir format istediğini belirtmen yeterli.
Tra Barb See Chompoo
Kangsadan, hayalleri olan, dünyaya umutla bakan genç bir kadındı. Hayatı, her şeye pembe gözlüklerle bakan biri olarak sürüp giderken, tek gerçek aşkı olan Patsakorn’un hayatına girişiyle tüm renklerini yitirdi. Patsakorn, ona asla unutamayacağı bir teklifte bulundu: annesinden kalan ve elinde kalan tek anı olan evi ona bırakması karşılığında metresi olmasını istedi. Aşkı uğruna her şeyi göze alan Kangsadan, bu acımasız teklifi kabul etti.
Patsakorn, dışarıdan yakışıklılığı ve karizmasıyla dikkat çeken bir adam olsa da, iç dünyasında soğuk ve zalimdir. Ailesinin varisi, büyük bir servetin tek mirasçısıdır. Küçüklüğünden beri ona hayranlık duyan Kangsadan’ı hiçbir zaman ciddiye almaz, onu sadece hayatına katlanması gereken bir yük gibi görür.
Ancak zamanla, Kangsadan babası tarafından adeta evlat gibi benimsenince, Patsakorn’un içini kıskançlık ve nefret sarar. Kızgınlığı sadece Kangsadan’a değil, onu kendinden uzaklaştıran ailesine de yönelmiştir. İçinde büyüyen öfkeyle ailesini ve geçmişini terk eder.
Dört yıl sonra, Patsakorn geri döner — bu kez yakışıklı, başarılı ve acımasız bir iş adamı olarak. Tek bir amacı vardır: her şeyi geri almak. Ve bu yolda ilk hedefi, kalbinde silinmeyen bir yara olarak duran Kangsadan olacaktır.
Bu, aşkın en karanlık yüzüyle sınandığı; sadakatin, intikamın ve ikinci şansların iç içe geçtiği bir hikâyedir. Peki, kalbin gölgesiyle gelen intikam, bir zamanlar hissedilen gerçek sevgiyi silebilir mi?
Guardian
A lifetime-transcending friendship between Zhao Yunlan and Shen Wei is formed when they are tasked with upholding peace between deities and mortals in a world beyond scientific understanding,
Please Love Me!
Michiko 30 yaşında, işsiz ve hayata tutunmaya çalışan bir kadındır. Önceki iş yerinin iflas etmesinden sonra sürekli iş aramakta, ancak hiçbir yerden olumlu yanıt alamamaktadır. Üstelik kendinden küçük erkek arkadaşını da maddi olarak desteklemeye devam etmekte, birikimleri tükenmek üzeredir.
Tam her şeyin daha da kötüye gittiğini düşündüğü bir gün, geçmişten tanıdık bir yüzle karşılaşır — eski patronu Ayumu. İş hayatındayken Michiko’nun çekindiği, soğuk ve mesafeli biri olarak hatırladığı Ayumu, artık büyükannesinden kalan mütevazı bir çay evini işletmektedir.
Michiko, çaresizlik içinde çayevinde yarı zamanlı çalışmaya karar verir. İlk başta hem işin farklı doğası hem de Ayumu ile yeniden bir araya gelmenin yarattığı gerginlik zorlayıcı olur. Fakat zamanla, çayevine gelen müşterilerle yaşanan küçük krizler, günlük telaşlar ve Ayumu’nun sürpriz destekleri Michiko’nun hayatına renk katmaya başlar.
Ayumu'nun sandığından çok daha anlayışlı, sessizce destek olan biri olduğunu keşfettikçe, Michiko’nun ona bakışı da değişir.
Geçmiş korkuların yerini güven, ardından da beklenmedik bir yakınlık alır. Michiko, hem kendine yeniden inanmaya başlar hem de hiç ummadığı bir yerden yeni bir başlangıç ihtimaliyle yüzleşir.
"Bu hikâye; kayıplardan sonra yeniden ayağa kalkmayı, beklenmedik yerlerde doğan umutları ve sevginin bazen ikinci bir şansla geldiğini anlatan sakin, duygusal ve içten bir romantik dram."
Hospital Ship
Uzak adalara sağlık ulaştıran bir grup genç doktorun umut, fedakârlık ve iyileşme dolu hikâyesi…
Modern şehir hastanelerinden çok uzakta, karayolu olmayan, zamanın neredeyse durduğu küçük adalarda yaşayan insanlar… Ve bu insanlara sağlık hizmeti götürmeyi görev edinmiş idealist genç doktorlar… Hepsinin hayatı, bir “hastane gemisi”nde kesişir.
Gemide görevli bu doktorlar; zorlu doğa koşulları, yetersiz imkanlar ve kişisel yükleriyle boğuşurken aynı zamanda kendilerini yeniden keşfeder. Her durdukları limanda, yalnızca bedenleri değil, kalpleri de iyileştirirler. Her hastanın ardında saklı bir hayat hikayesi vardır; kimi zaman gözyaşı, kimi zaman gülümseme barındıran…
“Hastane Gemisi”, yalnızca bir sağlık hizmeti değil; bağ kurmanın, empati kurmanın ve insan olmanın özünü arayan bir yolculuktur.
Genç doktorların bu unutulmaz serüveni, hem onları hem de izleyenleri derinden etkileyecek türden...