Keşfet
Sıradaki dizini bul.
Türe, yıla ve ülkeye göre süz; beğendiğin sırada listele.
Newtopia
Genç bir asker, zorlu askeri eğitimi sırasında beklenmedik bir kâbusla karşı karşıya kalır: Güney Kore’nin çeşitli bölgelerine hızla yayılan ölümcül bir zombi salgını. Karantina altına alınan üssünde, hayatta kalmak için hem askeri disiplinini hem de savaş becerilerini kullanmak zorundadır. Ancak aklında tek bir şey vardır: Seul’de yaşayan kız arkadaşı.
Öte yandan, mühendis olarak çalışan genç kadın, Seul’ün gökdelenlerle dolu sokaklarında ölümcül bir hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Şehir, hızla zombilerin kontrolüne geçmiş, hükümet ise kontrolü sağlamakta zorlanmaktadır. Kısıtlı kaynaklarla hayatta kalmaya çalışan genç kadın, hem zekâsını hem de teknik bilgilerini kullanarak güvenli bir yer aramaktadır.
Zombi istilası şehirde her yeri sararken, genç çift birbirlerine ulaşmaya çalışır. Asker, hayatta kalan küçük bir grup ile Seul’e doğru tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Yol boyunca hem acımasız zombilerle hem de panik içinde birbirine düşen hayatta kalanlarla mücadele etmek zorundadır.
Seul’de ise genç kadın, terk edilmiş metro istasyonlarında, çökmüş binaların arasında bir çıkış yolu ararken, hem zombilerin hem de insan doğasının karanlık yüzüyle karşılaşır. Bir yanda umudunu kaybetmemeye çalışırken, diğer yanda hayatta kalmak için savaşır.
İki âşık, zombi istilasının ortasında, kaos ve korkunun gölgesinde yeniden bir araya gelmek için son bir hamle yapmak zorundadır. Ancak buluştuklarında bile tehlike bitmeyecek; çünkü bu dünyada hayatta kalmak, sadece savaşmaktan ibaret değildir—aynı zamanda kimseye güvenmemek gerektiğini de öğreneceklerdir.
Heart Stain
U-hyeon’un Saklı Duyguları ve Do-ha’nın Beklenmedik Teklifi
Lise son sınıf öğrencisi U-hyeon, uzun zamandır homeroom öğretmenine karşı gizli bir aşk beslemektedir. Ancak, bu duygularını kimseye belli etmemeye ve mezun olana kadar içinde saklamaya kararlıdır. Öğretmenine olan sevgisinin imkânsız olduğunu bilse de, hislerini bastırmak onun için kolay değildir.
Ancak bir gün, en yakın arkadaşı Do-ha onun sırrını öğrenir. U-hyeon, Do-ha’nın kendisini yargılayacağından ve artık eskisi gibi davranmayacağından korkar. En iyi arkadaşının, bir erkeğe karşı duyduğu hisleri nasıl karşılayacağını bilemez ve bu gerçeğin dostluklarını bozacağından endişe eder.
Fakat beklenmedik bir şekilde, Do-ha bambaşka bir tepki verir. U-hyeon’u yargılamak yerine, ona şaşırtıcı bir teklif sunar: Mezuniyete kadar birbirleriyle çıkmayı denemek! U-hyeon, öğretmenine olan duygularını unutmak ve bu imkânsız aşktan vazgeçmek istediği için, tereddüt etse de sonunda Do-ha’nın teklifini kabul eder.
Ancak bu sahte ilişki sandıkları kadar basit olmayacaktır. Zamanla U-hyeon, Do-ha’ya karşı farklı duygular beslemeye başladığını fark eder. Bu süreçte dostluklarının sınırlarını keşfederken, hissettiklerinin gerçek mi yoksa sadece bir kaçış mı olduğunu anlamaya çalışır.
İkili, lise hayatlarının son döneminde, duygular, dostluk ve aşk arasında gidip gelen karmaşık bir yolculuğa çıkar. Peki, bu oyunun sonunda onları nasıl bir gerçeklik beklemektedir?
Friendly Rivalry
Woo Seul Ki, küçük bir kasabada büyüyen ve zorlu bir hayat süren bir kızdır. Yaşamını bir yetimhanede geçirip, büyük şehre, Seul’e taşındığında, hayatta yeni bir sayfa açmayı umar. Chaehwa Lisesi’ne kaydolan Woo Seul Ki, okulun yalnızca en başarılı ve yetenekli öğrencilerinden oluştuğu bir ortamda kendisini yabancı hisseder. Diğer öğrencilerle ilişkileri gergindir ve bir türlü uyum sağlamakta zorlanır.
Bir gün, okulun en gözde öğrencisi olan Yoo Je Yi, Woo Seul Ki ile tanışır. Yoo Je Yi, yüksek IQ’su, zengin ailesi ve dikkat çeken fiziksel çekiciliğiyle okulun en popüler ve etkili öğrencisidir. Kendine güveni tam olan Yoo Je Yi, çevresindekilerin gözünde hep bir adım öndedir. Bu üstünlüğünü bilerek hareket eder ve çoğu zaman çevresindekileri etkileme gücüne sahiptir. İlk başta, Woo Seul Ki’ye yardım etme ve onunla arkadaş olma isteği, zamanla derin bir bağa dönüşür.
Ancak bu bağ, her iki genç için de karmaşık hale gelir. Yoo Je Yi, Woo Seul Ki'yi kendi dünyasına çekerken, Woo Seul Ki, Yoo Je Yi'nin arkadaşlığını bir şekilde takıntıya dönüştürmesini fark etmeye başlar. Zamanla, birbirlerine duydukları güven ve dostluk, aşırı sahiplenme ve duygusal karmaşıklıklar ile şekillenir. İki karakter arasındaki ilişki, sevgi ve takıntı arasında gidip gelirken, her iki taraf da sınırlarını zorlamaya başlar.
Hikaye, dostluk, güven, ve kişisel sınırların korunması temalarını işlerken, iki gencin birbirlerine olan bağlılıklarıyla da gerçek arkadaşlığın nasıl güçlendiğini ve bazen tehlikeye girdiğini gösterir. Woo Seul Ki ve Yoo Je Yi, bu karmaşık ve duygusal yolculuklarında hem kendi kimliklerini bulmaya hem de birbirleriyle olan ilişkilerini anlamaya çalışırlar.
Melo Movie
Sinema dünyasına olan derin sevgisiyle tanınan bir genç, hayalini kurduğu kariyerin peşinden gitmek için her fırsatı değerlendirirken, bir gün geleceğin yetenekli yönetmenlerinden biriyle tanışır. İkisi arasında hemen bir çekim başlar, ancak ilk başlarda parlak ve umut dolu olan bu ilişki, çok geçmeden zorluklarla karşılaşır. Yavaşça tükenen bu aşk, aralarındaki farklılıklar ve zamanın getirdiği mesafeyle kısa sürede sona erer.
Zaman geçtikçe, ikisi de kendi yolunda ilerler. Sinemaya olan tutkusu onları farklı yönlere götürse de, hayat sürprizlerle doludur ve bir gün, bir tesadüf sonucu tekrar karşılaşırlar. Aralarındaki eski bağ yeniden canlanabilir mi? Bu yeni karşılaşma, eski duyguları tazeleyip, bir şans daha yaratacak mı? Yoksa her şey, geçmişte kalan bir anı olarak mı kalacak?
İlk aşklar, bazen fazla çabuk söner, ama belki de ikinci bir şans, daha olgun ve derin bir aşkın tohumlarını atabilir. Bu hikaye, kaybolan bir aşkın yeniden doğuşunu ve zamanın, gerçekten sevmenin ne kadar güçlü bir şey olduğunu anlamayı keşfeden iki insanın yolculuğunu anlatıyor.
The Trauma Code: Heroes on Call
Bir savaş bölgesinde görev yapmış deneyimli bir doktor, gördüğü dehşet ve insanların yaşadığı acılarla şekillenen bir vizyona sahip olur.
Savaşın yarattığı travmalara ve felakete tanıklık ettikten sonra, o yalnızca tedavi yöntemlerine değil, aynı zamanda insan ruhunun dayanıklılığına da derin bir inanç geliştirir. Bu doktor, bu acı dolu deneyimlerin ışığında, sıradan bir hastaneden çok daha fazlasını hedefler: Savaş sonrası hayatta kalmayı başarmış insanları ve kahramanlıklarını kutlayan bir travma merkezi inşa etmeye karar verir.
Kuracağı merkez, sadece fiziksel tedavi değil, psikolojik iyileşme anlamında da devrim niteliği taşıyacaktır.
Çalıştığı ekip, sıradan doktorlardan, hemşirelerden ve terapistlerden oluşmaz; aksine, her biri kendi alanında olağanüstü yeteneklere sahip, ruhsal olarak sağlam, cesur ve yenilikçi bir grup insandır. Her biri, travmaların ötesine geçebilen, insan hayatına dokunarak, yalnızca hastalıkları değil, kaybolmuş umutları da tedavi edebilen birer kahramana dönüşür.
Bu doktor, liderlik vasıflarıyla ekibini bir araya getirirken, onlara yalnızca tıbbi becerilerini değil, insanlara duydukları merhameti ve savaşın insan ruhuna yaptığı etkiyi de anlamalarını öğretir. Ekip üyeleri, yalnızca tıbbi müdahalelerle değil, aynı zamanda insan psikolojisine dair derin bir farkındalıkla, her gün hayat kurtaracak kadar büyük bir sorumluluk taşır. Bu merkezin temeli, sıradan bir iyileşme sürecinden çok daha fazlasını, bir insanın yeniden doğuşunu simgeler.
Ekip üyeleri, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), kayıp, korku ve öfke gibi duygusal yaralarla mücadele ederken, birbirlerinin desteğiyle, her gün yeni bir umudu hayata geçirirler. Onlar, savaşı ve travmayı sadece geçici bir süreliğine değil, kalıcı bir değişim fırsatı olarak görürler. Birbirlerine duydukları güven ve açık sözlülükle, birer asi ruhlu kahramana dönüşürler, ve hayat kurtarmanın ötesinde, insanların hayatta kalmaya devam etmeleri için gereken gücü onlara geri kazandırırlar.
Sangmin Dinneaw
Sang Min, çocukluk yıllarında Tayland’a gitmiş ve o dönem daha çok küçük olan Dinneaw’ın annesi Orn ile birlikte kalmıştı. Tayland’daki yaşamı, ona farklı kültürler tanıma ve yeni deneyimler kazanma fırsatı sunmuştu. Ancak, Sang Min Kore’ye döndükten sonra yıllar boyunca Orn ve Dinneaw ile irtibata geçmedi. Hem zamanın geçmesi hem de hayatının akışı, bu ilişkilerin unutulmasına neden olmuştu.
Aradan geçen on yıldan sonra, Sang Min’in iş veya kişisel sebeplerle Tayland’a geri dönmesi gerekti. Bu dönüş, geçmişteki bağlantıları yeniden gözden geçirmesi ve eski arkadaşlarını, tanıdıklarını görmek için bir fırsat sunuyordu. Orn’u ziyaret etmeye karar veren Sang Min, hem eski anılarını yad etmek hem de Tayland’da geçirdiği o özel zamanı tekrar yaşamak istiyordu.
Ancak, Orn’la tekrar buluştuğunda, karşısına bambaşka bir görüntü çıkacaktı. Dinneaw, yıllar içinde oldukça değişmiş, büyümüş ve yakışıklı bir genç adam haline gelmişti. Sang Min, bu dönüşte, geçmişin izlerini silmek yerine, aslında yıllar sonra yeniden oluşan bir bağın başlangıcını görmüştü. Bu beklenmedik karşılaşma, ona yeni bir hayat sayfası açma şansı veriyordu.
Duty After School
Bu dizi, aynı isimli bir Webtoon’dan uyarlanarak, izleyiciyi hem aksiyon dolu anlarla hem de derin duygusal bağlarla saran bir hikayeye dalmaya davet ediyor. Hikaye, farklı arka planlardan gelen bir grup öğrencinin, canlarını tehlikeye atarak başkalarının hayatlarını kurtarmak için verdikleri mücadeleyi anlatıyor.
Ana karakterlerimiz, sıradan öğrenciler gibi görünseler de, sahip oldukları özel yetenekler ve gizli görevleri ile hayatlarını çok farklı bir yolda sürdürmektedirler. Her biri, kendi korkularını ve sınırlarını aşarak, bir yandan normal okul hayatlarını yaşamaya çalışırken, diğer yandan büyük bir sorumluluğu taşır. Onlar, tehlikeli ve gizli operasyonlarda yer almakta, hayatlarını riske atarak başkalarının kurtulmasına yardımcı olmaktadırlar.
Bu öğrenciler, görünüşte sıradan okullarda eğitim gören gençlerdir. Ancak, onları birbirine bağlayan bir güç vardır: Zaman zaman hayat kurtarmak için kendilerini tehlikeli durumların içinde bulurlar. Bu, doğal afetlerden tutun da, tehdit altındaki insanlara kadar her türlü durumda ortaya çıkabilir. Öğrenciler, özel güçlerini veya becerilerini kullanarak bu tehlikeleri bertaraf etmeye çalışır ve çoğu zaman, hayatlarını riske atarak diğer insanların yaşamını kurtarırlar.
Birbirinden farklı karakterler bu grubu oluşturur. Her öğrencinin kendine ait bir hikayesi, motivasyonu ve yetenekleri vardır. Kimisi fiziksel yetenekleriyle öne çıkarken, kimisi zekâsı ya da duygusal zekâsıyla grupta önemli bir rol oynar. Zamanla, aralarındaki bağlar sadece görevler üzerinden değil, birbirlerine duydukları güven ve sevgi üzerinden de derinleşir. Ancak bu yolculuk kolay değildir; her kurtarılan hayat, öğrenciler için büyük bir bedel ödemek anlamına gelir.
Öğrenciler, normal okul hayatının gerektirdiği sınavlar, dersler ve sosyal ilişkilerle de başa çıkmak zorundadırlar. Bu, onları çift bir yaşam sürmeye zorlar: gündüzleri okulda normal bir öğrenci gibi yaşamaya devam ederken, gece veya herhangi bir tehlike anında kurtarıcı olarak hareket ederler. Aynı zamanda içsel çatışmalar, fedakârlık ve moral dilemması gibi derin temalar da öne çıkar. Her biri, bazen kendi hayatlarıyla başkalarının hayatları arasında seçim yapmak zorunda kalacak, bu da onların gelişimlerini ve kimliklerini zorlayacaktır.
Bu dizi, sadece aksiyon ve dramayı değil, aynı zamanda insanın içsel mücadelesini de gözler önüne serer. Canlarını tehlikeye atarak başkalarını kurtarma arzusuyla hareket eden öğrenciler, aslında kendi değerlerini, başkalarına olan bağlılıklarını ve kim olduklarını yeniden keşfedeceklerdir.
Aksiyon sahneleri, ihtişamlı kurtarma operasyonları ve gizli görevlerle izleyiciyi ekrana kilitlerken, aynı zamanda karakterlerin derin içsel dünyalarındaki değişimleri de vurgular. Hayat kurtarmanın bedeli, bazen kişisel fedakârlıklarla ödenir ve bu yolculuk, her öğrenciyi hem kişisel hem de duygusal olarak bir adım ileriye taşır.
Sonuç olarak, bu dizi, kahramanlık ve fedakârlık üzerine güçlü bir hikaye sunarak, izleyicinin kalbinde derin izler bırakacak bir yapım olarak öne çıkıyor.
The Mermaid Prince: The Beginning
Hye Ri'nin aşk hikayesini anlatan bu öykü, ona yeni bir başlangıç ve unutulmaz anılar sunan bir yolculuğu keşfeder. Mezuniyet gezisi için arkadaşlarıyla birlikte Gangwon Eyaleti'ne giden Hye Ri, orada kendisini hayatının en ilginç karşılaşmasına hazır bulur. Gezi sırasında tanıştığı gizemli bir adam, Woo Hyuk, bir misafirhane işletmektedir. Woo Hyuk'un sırlarla dolu, çekici ve gizemli kişiliği, Hye Ri'nin ilgisini çeker. Zamanla aralarındaki bağ güçlenir ve Hye Ri, ona "deniz kızı prensi" adını vermeye karar verir.
Bu hikayede, Hye Ri'nin Woo Hyuk'a duyduğu çekim, sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir bağlantı kurma arzusuyla da derindir. Gangwon'un doğal güzellikleriyle çevrili, sakin ve huzurlu ortam, onların birbirlerini daha yakından tanımalarına ve duygusal bir bağ kurmalarına olanak tanır. Woo Hyuk'un geçmişi hakkında pek bir şey bilinmemekle birlikte, bu gizemli hava, Hye Ri'nin onu daha fazla keşfetmesine neden olur.
Hye Ri, başta sıradan bir tatil gibi görünen bu gezi sırasında, kendini hem duygusal hem de kişisel olarak önemli bir dönüm noktasında bulur. Woo Hyuk'a olan ilgisi, onu daha derinlemesine tanımaya ve kendi duygularını anlamaya iter. "Deniz kızı prensi" olarak adlandırdığı Woo Hyuk, Hye Ri için sadece bir aşk değil, aynı zamanda hayatını şekillendirecek bir figür haline gelir. Bu ilişkideki gizem ve çekim, Hye Ri'nin kendisini ve aradığı aşkı keşfetmesine olanak tanır.
The Uncanny Counter
Bu hikaye, gündüzleri sıradan bir yaşam süren ancak geceleri karanlıkla mücadele eden bir grup Avcı’nın ilginç ve tehlikeli dünyasını anlatıyor. Erişte dükkânında çalışan bu Avcılar, toplumun gözünde sıradan insanlar gibi görünseler de, aslında gizli bir görevleri vardır: İblisleri avlamak.
Bu Avcılar, her biri farklı özel güçlere sahip, ama güçlerini yalnızca gece ortaya çıkaran bir grup insandır. Gündüzleri, halk arasında normal birer işçi gibi davranarak, erişte dükkânlarında çalışırlar. Bu basit, sıradan yaşam, onların karanlık görevleriyle tam bir tezat oluşturur. Ancak gece düşer düşmez, her biri kendi güçlerini kullanarak insan formunda gizlenen iblisleri yakalamaya başlar.
İblisler, görünüşte sıradan insanlar gibi yaşamlarını sürdürseler de, aslında onları besleyen insan kanı ile güçlenen karanlık varlıklardır. Bu iblisler, toplumun içinde gizlice insanları manipüle eder, zehirler ve yavaşça onlara zarar verir. Avcılar, iblislerin gerçek kimliklerini ortaya çıkarabilen ve onları kesinlikle yok edebilen tek varlıklardır.
Her bir Avcı’nın sahip olduğu özel güçler, iblisleri avlamak için farklıdır. Bazıları zihin okuma yeteneğine sahipken, diğerleri gölgeleme veya zaman manipülasyonu gibi yetenekler kullanabilir. Bir Avcı, iblislerin izini sürebilmek için çevresindeki insanları etkilemeden gizlilik içinde hareket ederken, diğerleri hız ve kuvvetlerini kullanarak iblisleri savaşarak alt edebilir.
Ancak bu Avcılar için işler çok kolay değildir. İblislerin güçlü birer rakip oldukları gibi, insan formundaki hallerinde toplumda güvenilir bireyler olarak yaşamaya devam ederler. Bu yüzden Avcılar, her an kimliklerini gizli tutmak zorunda kalırlar. Kendi toplumlarından, sevdiklerinden ve hatta zaman zaman birbirlerinden bile gizli kalmak zorundadırlar. Bir yanda iblislerle savaşıp hayatlarını riske atarken, diğer yanda insanları korumaya çalışırlar.
Hikaye, hem doğaüstü hem de insan doğasının karanlık yönlerini keşfeder. İblislerin ve Avcıların dünyası arasındaki sınır giderek daha belirsizleşir. Çünkü her avcı, bazen bir iblis kadar karanlık taraflarını keşfeder ve içsel bir çatışma yaşar. İblislerin peşinden gitmek, zamanla sadece bir dışsal savaş olmaktan çıkar ve kendi karanlık yönlerini kabul etme mücadelesine dönüşür. Her Avcı, görevini yerine getirirken, kendi insanlıklarını da sorgulamak zorunda kalacaktır.
Bu hikayede, gece ve gündüzün, insan ve iblisin, iyi ve kötü arasında sürekli bir denge kurulur. İnsanlarla beslenen hain iblisler, bir yanda dünyayı tehdit ederken, diğer yanda Avcılar, sadece kendi yaşamlarını değil, insanlık için de savaşıyorlar. Hem kendi içsel savaşlarını hem de karanlık varlıklarla olan mücadelenin zorluklarını aşarak, her gece bir adım daha yaklaşacaklardır.
My Dearest
Bu hikaye, Qing istilası sırasında Joseon’un kaotik ve savaşla sarsılan atmosferinde gelişen, büyüleyici bir aşk ve gizem dolu bir yolculuğu anlatıyor. Hikayenin odak noktası, soylu bir kadın olan Yu Gil Chae ile gizemli ve karanlık bir adam olan Lee Jang Hyun arasındaki, beklenmedik bir şekilde gelişen aşkıdır.
Yu Gil Chae, iyi bir aileden gelen, toplumsal statüsü yüksek ve çevresindeki herkesin ilgi odağı olan bir kadındır. Güzelliği ve zekâsıyla tanınan, oldukça kibirli ve kendine güvenen Gil Chae, dünyadaki tüm erkeklerin ona aşık olduğuna ve her zaman istediğini alabileceğine inanır. Bu kibir, onun hayatındaki ilişkilerde duygusal bir boşluk bırakmasına yol açar. Ancak, Joseon’daki savaşın getirdiği zorluklarla karşılaştığında, bu kibir yavaşça yerini içsel bir değişime bırakır. Savaşın getirdiği yıkım, onu yalnızca fiziksel değil, ruhsal olarak da sınar. Gil Chae, hiçbir zaman yaşamadığı bir gerçeklik ve derinlikte bir duyguya sahip olmaya başlar. Bir erkeğe gerçekten aşık olmanın ne demek olduğunu ve aşkın sadece dışsal güzelliklere dayanmayan, çok daha karmaşık bir şey olduğunu keşfeder.
Lee Jang Hyun, gizemli bir adamdır. Geçmişi karanlık ve sırlarla doludur. Birçok insan onun hakkında dedikodular yapar, ancak kimse onu tam anlamaz. Hiçbir şeyi sevmediği gibi, hiçbir şey için samimiyetini de göstermez. Jang Hyun, soğuk, mesafeli bir insandır ve çevresindeki her şeyi, her ilişkiyi, her insanı bir oyun olarak görür. Fakat, Yu Gil Chae ile tanıştıktan sonra, hayatındaki bu soğukluk ve yalnızlık, beklenmedik bir şekilde değişmeye başlar. Gil Chae’nin karşısında, ilk kez gerçek bir duygu uyandığını fark eder. Jang Hyun, kalbini bir kadına açmanın, kendini birine tamamen adamanın ne demek olduğunu, çok geçmeden Gil Chae’nin etkisiyle keşfeder. Onunla tanıştıktan sonra, eski yalnızlığı ve duvarları birer birer yıkılır. Fakat Jang Hyun’un karanlık geçmişi, bu aşkı gölgelemekte ve her ikisini de tehlikeye atmaktadır.
Aşkları, Joseon’daki savaş ortamı ve Qing istilasının getirdiği kaosla sınanır. Her ikisi de geçmişin travmalarını ve gelecekteki belirsizlikleri taşıyorlar. Gil Chae’nin soylu kimliği ve Jang Hyun’un gizemli, karanlık doğası, onları hem birbirlerine yakınlaştıracak hem de ayıracaktır. İçsel çatışmalar, dış dünyadan gelen tehditler ve gizemli geçmişlerin ağırlığı altında bu iki karakter, aşklarını ve kimliklerini yeniden tanımlamak zorunda kalacaklardır.
Yu Gil Chae, kibirli ve kendinden emin bir kadından, kalbinin derinliklerinde gerçek bir aşk arayan bir kadına dönüşürken, Lee Jang Hyun ise hayatında ilk kez bir kadına kalbini açmak zorunda kalacak, karanlık geçmişinden sıyrılmak için büyük bir mücadele verecektir. Aşkları, savaşın yıkıcı etkileriyle, gizemli ve karmaşık bir kaderin etkisiyle test edilecektir.
Bu hikaye, aşkın ve kişisel gelişimin, tarihin karanlık ve tehlikeli zamanlarında nasıl şekillendiğini ve insanların bu tür zorlu koşullarda ne kadar değişebileceğini keşfeder. Hem duygusal derinlikleriyle hem de tarihsel arka planı ile izleyiciyi saracak, unutulmaz bir aşk hikayesi sunmaktadır.